<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doç. Dr. Osman Can Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.osmancan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.osmancan.com</link>
	<description>Osman Can kimdir, Osman Can biografi, Osman Can resimleri, haberleri,Anayasa Mahkemesi Raportörü Doc. Dr. Osman Can</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Aug 2011 17:24:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>Basina ve Kamuoyuna Duyuru</title>
		<link>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-duyuru/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-duyuru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 17:12:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Duyurulari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=563</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Son zamanlarda bazı şahısların yasadışı girişimlerinde güven yaratma amacıyla Osman Can’ın adını kullandıkları ve yeğeni olduklarını dile getirerek hukuki uyuşmazlıkları çözme sözüyle para topladıkları duyumu alınmıştır. Cumhuriyet savcılıkları nezdinde gerekli şikayetler yapılacaktır. Bu kişilere kati surette itibar edilmemesi gerektiği konusunda vatandaşlarımızın dikkatli olması gerekmektedir.&#8221; &#160; Doç. Dr. Osman CAN Benzer Konular:Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-bilgilendirme/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme'>Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img593.imageshack.us/img593/8291/duyuru.jpg" alt="http://img593.imageshack.us/img593/8291/duyuru.jpg" /></p>
<p>&#8220;Son zamanlarda bazı şahısların yasadışı  girişimlerinde güven yaratma amacıyla Osman Can’ın adını kullandıkları ve yeğeni olduklarını dile  getirerek hukuki uyuşmazlıkları çözme sözüyle para topladıkları duyumu alınmıştır.  Cumhuriyet savcılıkları nezdinde gerekli şikayetler yapılacaktır. Bu  kişilere kati surette itibar edilmemesi gerektiği konusunda vatandaşlarımızın  dikkatli olması gerekmektedir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doç. Dr. Osman CAN</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-bilgilendirme/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme'>Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-duyuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/boykot-siyasetin-cocukluk-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/boykot-siyasetin-cocukluk-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 11:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı Türkiye tarihinde ilk defa sivil siyasetin anayasal düzeni inşa etme gücüne ve imkânına kavuşmasıyla birlikte bazı sosyo-psikolojik sorunların baş gösterdiğini görüyoruz. Tarihi karar aşamasına doğru ilerledikçe, aktörlerin anlaşmaz, uzlaşmaz ve kimi zaman da şiddetin diline büyük bir tutkuyla sarılan bir tarzda hareket etmeye başlamalarının hukuk veya tutarlı siyasal mücadele ile ilgisi [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna'>1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/turkiye-icin-konvansiyon-zamani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türkiye için konvansiyon zamanı'>Türkiye için konvansiyon zamanı</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-554" title="osman-can" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" /></a>Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı</div>
<p>Türkiye tarihinde ilk defa sivil  siyasetin anayasal düzeni inşa etme gücüne ve imkânına kavuşmasıyla  birlikte bazı sosyo-psikolojik sorunların baş gösterdiğini görüyoruz.  Tarihi karar aşamasına doğru ilerledikçe, aktörlerin anlaşmaz, uzlaşmaz  ve kimi zaman da şiddetin diline büyük bir tutkuyla sarılan bir tarzda  hareket etmeye başlamalarının hukuk veya tutarlı siyasal mücadele ile  ilgisi çok zayıf.</p>
<p>Bugüne kadar anayasal düzenin inşa ediliş  biçimi, tarihi uzlaşma imkânının bir şekilde çok sert bir karşıtlığa  sürüklenmesi ihtimali hakkında bir açıklama sunabilir gibi geliyor.</p>
<p>Eski Anayasaların rolleri</p>
<p>Hatırlayalım;</p>
<p>1876 Anayasası paşalar ve ulema tarafından hazırlandı ve Padişahın fermanıyla Anayasa haline geldi.</p>
<p>1924  Anayasası tek partinin hemen hemen tamamını işgal ettiği bir meclis  kompozisyonunda kabul edildi. Referanduma sunulmadan yürürlüğe sokuldu.  İttihat ve Terakki’yle aynı siyasal anlayışı ve genetiği paylaşan ve  ağırlıklı olarak askerlerden oluşan siyasal elitler Anayasa yaptı,  sivillere yalnızca uymak düştü.</p>
<p>1961 Anayasası ise 27 Mayıs  darbesinin ardından, darbecilerin kurduğu bir kurucu meclis tarafından  yapıldı. Bu meclisin “kurucu” oluşuna kimse itiraz edemedi. Tarih  tekerrür etti, ağırlıklı olarak askerlerden oluşan siyasal elitler  anayasa yaptı, sivillere yalnızca uymak düştü.</p>
<p>Bu arada Kürtler, gayrimüslimler, dindarlar, solcular ve sair “ötekiler” için karanlık, değişmeden devam edecekti.</p>
<p>1980  Darbesi’nin ardından ittihat ve terakki geleneğinden başlayarak 1924 ve  1961 anayasalarının üzerine kurulu olduğu ideolojinin tahkimi  niteliğinde bir anayasa daha yapıldı. Yine ağırlıklı olarak askerlerden  oluşan siyasal elitler Anayasa yaptı, siviller uymak zorunda kaldı.</p>
<p>Evet,  siviller hiç Anayasa yapmadılar. Onlara danışılmadı bile. Ne Kürde, ne  Gayrimüslime&#8230; Türk’e de soran olmadı. Anayasal düzeni siyasal elitler,  yani efendiler üretti, sivil siyaset aktörlerinin siyasal sorumluluk  üretmeleri mümkün olmadı. Bir nevi “siyasal çocuk” kalmaya mahkûm  edildiler.</p>
<p>BDP demokratik yolları kapadı</p>
<p>Dünya değişti,  sivil siyaset gelişti. Toplum uyanmakla kalmadı, siyasi iktidardan pay  istemeye de başladı. Bugün itibariyle Anayasal düzenin asli sahibi olma  kararlılığını göstermeye başladı. Toplum siyaseti biçimlendirme,  anayasal düzeni değiştirme doğrultusunda siyasal ve bürokratik  aktörlerin önüne geçti. Sistemi zorlamaya başladı.</p>
<p>Ancak bir sorun var.</p>
<p>Tarihlerinde  ilk defa “kurucu” olacak sivil siyasi aktörler, daha önce boykot etmeyi  akıllarından geçiremedikleri parlamentoyu boykot etmeye başladılar.</p>
<p>BDP’nin boykotunu nasıl yorumlamalı?</p>
<p>Tepkilerinin  gerekçesinin haklılığı çok açık. Politik yargının antidemokratik  içtihat kültürü üzerine kurulu bir yasaklamayla başlayan siyasal  blokajla karşı karşıyalar. Peki, boykot bu haklılığın giderilebileceği  doğru yöntem mi? Bu oldukça kuşkulu.</p>
<p>Çünkü;</p>
<p>BDP boykotla  birlikte demokratik siyasetin sorunları çözebilecek tek mekana karşı  tavır aldı. Sistemin, yine kendisinin de kurucu aktörlerinden olduğu  demokratik siyaset tarafından düzeltilmesi ihtimalini zora sokabilecek  bir tutum içine girdiler.</p>
<p>Bir kere toplumun kendi kaderini tayin  edebileceği tek kurumsal yapı olan parlamento boykot edilince, bunun  toplumun geri kalan kısmında şiddet dilinin güçlenmesine yarayacağı,  demokratik çözümün imkânsız olacağı algısını güçlendireceğini söylemek  yanlış olmaz. Parlamento’dan ümidin kesilmesinin Türkiye tarihinde pek  hayırlı sonuçları olmamıştır, özellikle Kürtler açısından&#8230;</p>
<p>Boykot  bir demokratik hak olabilir, ancak bir ülkede demokrasi ve hak  mücadelesinde bu hakkın akılcı, siyasal bilgeliği öne çıkaran ve sonuca  odaklı olarak kullanılması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Çünkü  demokratik siyasette aktör iseniz, “hak” mücadelesi kadar “sorumluluk”  üstlenmek de görevleriniz arasında&#8230;</p>
<p>Kürt siyasetçisi, tarihinde  hiç olmadığı kadar demokratikleşmeye katkı sunabilecek ve toplumsal  uzlaşının aktörü olabilecekken, eskiye ait bir refleksle “efendi”den  çözüm bekleme psikolojisiyle hareket etmesi, sorumluluk üstlenmekten  kaçışla da açıklanabilir. Oysa artık sorumluluk üstlenmenin, darbeci  düzenin paradigmasını ayakta tutmaya çalışan kurumları, demokratik  toplum iradesine tabi kılmanın zamanı&#8230;</p>
<p>Unutulmamalı, bu parlamento 27 Mayıs veya 12 Eylül sonrası kurulan icazetli göstermelik parlamento değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<p><strong>Demokratik hak olarak boykot</strong></p>
<p>Parlamento  ulusal iradenin somutlaştığı ve devlet aygıtına egemen kılındığı yegâne  kurumdur. Demokratik sistemlerde toplum, parlamento vasıtasıyla  siyasetin öznesi, devlet aygıtının biçimlendiricisi ve aktörüne  dönüşebilmektedir. Çünkü yasa yapma gücüyle devleti  biçimlendirebilmekte, kendi arzuladığı sosyal ve siyasal politikaları  yaşama geçirme imkânını elde etmekte. Egemenliğin bizzat sahibi olarak,  parlamento üzerinden Cumhurbaşkanından başlayarak diğer tüm devlet  aygıtının kurumsal işleyişini kendi iradesine uydurabilmektedir.  Hükümeti denetleyebilmekte, uluslararası politikaları  belirleyebilmektedir.</p>
<p>Parlamento dışı alan ise birey ile devlet  aygıtının karşılaştığı, devletin güç kullanma tekeli ve buyurma yetkisi  karşısında bireyin “yönetilen” olduğu, buyruklara riayet etmek zorunda  olduğu bir mekândır. Toplum parlamentoda siyasetin öznesi iken,  parlamento dışında siyasetin nesnesine/konusuna dönüşmekte.</p>
<p>Boykot  toplumun parlamento dışı mekânda, yani siyasetin konusu olduğu alanda,  devlet gücüne karşı direnişi ifade edebilir. Bir sivil direniş  niteliğini kazanabilir. Dolayısıyla bu alandaki boykot bir demokratik  hak kullanımı olabilir.</p>
<p>Parlamentoyu boykot ise, boykot edenler  bakımından kendini siyasetin aktörü olmaktan çıkarıp siyasal kararların  pasif süjesine ve konusuna indirgemek, kendine ait egemenliği kullanma  hakkını boykot etmek demektir. Kendine haksızlık ettiğine inandığı  devleti kontrol etmek, değiştirmek ve dönüştürmek iddiasından sarfınazar  etmek demektir.</p>
<p>Bu anlayışın demokratik bir anayasal sürece yarar sağlamayacağını görmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.stargazete.com/politika/yazar/osman-can/boykot-siyasetin-cocukluk-hastaligi-haber-364516.htm</p>
</div>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna'>1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/turkiye-icin-konvansiyon-zamani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türkiye için konvansiyon zamanı'>Türkiye için konvansiyon zamanı</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/boykot-siyasetin-cocukluk-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin krizi</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yemin-krizi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yemin-krizi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 11:04:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=556</guid>
		<description><![CDATA[Yemin krizi Yemin metinleri 30’lu yıllarda faşizan, 60’lardan itibaren de şizofreniktir. Demokrasilerde, vekil yemini formalite olabilir. Vekiller memurların üzerine yemin ettiği anayasayı değiştirme yetkisi alan kişilerdir. emin siyasal hayatımızın sorun üreten bir parçası. Yemin krizi aşılsa bile irdelemeyi gerektiriyor, zira anayasal düzenin yapısal bir sorununa işaret ediyor. Kamu memuriyetine girmede yemin bir sadakat beyanı ve [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/hsykdaki-kriz-neyin-krizi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: HSYK&#8217;daki kriz, neyin krizi ?'>HSYK&#8217;daki kriz, neyin krizi ?</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-554" title="osman-can" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" /></a>Yemin krizi</div>
<div id="hdetay">
<p>Yemin metinleri 30’lu yıllarda faşizan,  60’lardan itibaren de şizofreniktir. Demokrasilerde, vekil yemini  formalite olabilir. Vekiller memurların üzerine yemin ettiği anayasayı  değiştirme yetkisi alan kişilerdir.</p>
<p>emin siyasal hayatımızın  sorun üreten bir parçası. Yemin krizi aşılsa bile irdelemeyi  gerektiriyor, zira anayasal düzenin yapısal bir sorununa işaret ediyor.</p>
<p>Kamu  memuriyetine girmede yemin bir sadakat beyanı ve işe başlama şartı. Bu  nedenle ülkenin siyasal rejimi hakkında en doğru fikri veren, devlet  kültürünün en şaşmaz göstergesi bir metindir.</p>
<p>Batıda memurlar için, <strong>“anayasaya ve yasalara uyma ve görevi hakkıyla yerine getirme”</strong>yi  işleyen yemin metinlerine karşın, Türkiye’de 30’lu yıllarda faşizan,  60’lardan itibaren de şizofrenik metinlerden söz etmek gerekir.</p>
<p>Bir  kere kamu memuriyeti ve milletvekilliği için geçerli olan yemin  metinleri darbeciler tarafından üretilmiş, sivillere ise 50 yıldır  yalnızca <strong>“uymak”</strong> düşmüş&#8230;</p>
<p>Çift kişilikli yapı karmaşası</p>
<p>Devlet Memurları Kanunu’na göre <strong>“Türkiye  Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk İnkilap ve İlkelerine, Anayasa’da  ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma;  Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve  eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli,  ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup  bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasa’nın  temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik, bir hukuk devleti olan  Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilerek, bunları  davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin”</strong> edilir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin şizofrenik, yani çift kişilikli yapısını tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bu metne göre memur bir yandan<strong> “demokratik, laik hukuk devleti ve insan hakları”</strong>na uyacak, diğer yandan etnik vurguları yüceltecek. Bir yandan <strong>Atatürk</strong> ilke ve inkılaplarına, yani CHP’nin 1937’den beri Anayasal emir halini almış ideolojisine sadakatle bağlı kalacak, diğer yandan<strong> “kanunları tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı olarak”</strong> uygulayacak.</p>
<p>Darbe Anayasası’nın değiştirilemez hükümlerinden olan 2. Maddesinde de Cumhuriyet <strong>Atatürk</strong> ilkelerine bağlı, antidemokratik başlangıç ilkelerine dayanan, buna  karşın insan haklarına sadece saygılı bir devlet olarak tanımlanmış,  ardından bambaşka bir kişiliğe büründürülerek <strong>“demokratik, laik, sosyal hukuk devleti”</strong> etiketi kullanılmış.</p>
<p>Biri  1930’larda ortaya çıkmış demokrasiye engel bir ruh, diğeri ise 1945  sonrası dünyada yer edinmek için sisteme yapıştırılan bir etiket.</p>
<p>Bu gerçek karşısında kurumların nasıl davranmasını beklersiniz?</p>
<p>Darbe yaparken, anayasa değişikliklerini iptal edip sayısız parti kapatırken, faili meçhul cinayetlere sessiz kalırken, yani<strong> “ruha”</strong> uygun  davranırken de, devran değişip etikete riayet ederken de anayasaya  uyulmuş olur. Şizofreni devleti tanımlarken, derin aktörlere hareket  alanı yaratıyor sadece&#8230;</p>
<p>Kendi ürettiğine tapınma hali</p>
<p>Peki ya milletin temsilcileri bakımından durum ne?</p>
<p>Memurlar yemininden pek bir farkı olmayan Milletvekili yemininin<strong> “göreve başlarken” </strong>okunması gerekiyor. <strong>Merve Kavakçı</strong> örneğindeki gibi bu <strong>“ruh”</strong> ile uyumsuzluk söz konusu olunca, yeminin bir göreve başlama şartı  olduğu ileri sürülmüştü. Ancak aynı kesitler CHP yemin etmeyince,  yeminin aslında bir formalite olduğunu savunmaya başladılar. Yanlış da  değil, çünkü Altı Ok’a sadakat yemini ancak CHP’li olmayanlar için  anlamlı olabilirdi. Ancak <strong>“ruh”</strong> kendi karanlığına  çekilmeye, demokratik toplum siyaseti belirleyen dinamik olmaya  başlayınca, yemin sorununun temeline inmek zorunlu hale geliyor.</p>
<p>Demokrasilerde,  milletvekili yemini ancak bir formalite olabilir. Zira milletvekilleri  memur değil, memurların üzerinde yemin ettiği <strong>“Anayasayı, yasaları ve ilkeleri”</strong> değiştirme yetkisi alan kişiler. <strong>“Milletin”</strong> vekillerinin bunları değiştirme yetkisi yoksa egemenlik millete ait  değil demektir. Ona ait diyorsak, bu yemin metni anlamsız. Zira  insanların kendi eseri olan kurallar ve ilkelere sadakat yemini etmesi,  kendi ürettiğine tapınmanın ve kendini hiçleştirmenin bir ifadesidir.</p>
<p>Tam  da bu nedenle Almanya’da milletvekilleri yemin etmez. Yürütme gücü  kullanan, yani milletin vekillerinin iradesine uygun davranmak zorunda  olan Başbakan ve Bakanlar üstelik sadece <strong>“demokratik”</strong> anayasaya sadakat yemini eder.</p>
<p>Yemin  krizi, aslında millete ait egemenliğin 50 yıllık darbe düzenince gasp  edilmesini meşrulaştıran yemini, bu karanlık zihniyetin diğer uygulama  araçlarıyla birlikte masaya yatırmanın demokrasi için hayati olduğunu  hatırlatıyor.</p>
<div>
<p><strong>Siyasal işleyişin merkezi TBMM</strong></p>
<p>CHP  yemin etti ve Meclis çalışmalarına katılmaya başladı. CHP’nin yemin  şartı olarak imzaladığı mutabakat metni Türkiye’nin beklemediği bir  tarihi fırsatı ortaya çıkarmış görünüyor.</p>
<p>Mutabakat metni siyasal  işleyişin merkezinin TBMM olduğunu, TBMM’nin önümüzdeki dönem temel  görevinin toplum sözleşmesi niteliğindeki bir Anayasa’nın hazırlanması  olduğunu tescilliyor.</p>
<p>Her iki unsur da CHP’nin genetik yapısına  uymuyor. Tarihinde demokratik parlamentonun üstünlüğüyle sorunu bulunan,  bu nedenle askeri-sivil bürokratik müdahaleleri ısrarla zorlayan bir  gelenekten bu metni imzalama aşamasına gelmiş olmasının üzerinde  durulması gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan toplum sözleşmesi vurgusu,  CHP’nin İttihatçı öncülüyle birlikte ürettiği siyasal referansların  geçersizliğinin kabulü anlamına gelmektedir. Zira toplum sözleşmesi  devlet elitleriyle toplum aktörlerinden icazetli olanlarının oturup  pazarlık edeceği bir sözleşme değil. Toplumun önkoşulsuz, kırmızı  çizgisiz tamamen özgür iradesiyle ortaya koyduğu değerleri ve bu  değerler temelinde kurulacak bir siyasal yapılanmayı ifade ediyor. Bunun  yolu ise 100 yıldır topluma dayatılan siyasal referansların, hukuk  metinlerinin, “yemin”lerin ve Anayasaların geçerli olmaması, toplumun  özgürce ve sıfırdan kurallarını belirlemek suretiyle bir Anayasa yapım  sürecine girmesidir.</p>
<p>Bu kadar radikal bir dönüşümü, darbe  sanıklarının salıvermesi ısrarının ardından gerçekleştirmeleri, siyaset  bilimi önermelerini geçersiz kılacak bir gelişme. Mutabakat metnine göre  hareket edilerek Anayasa yapılırsa, bu kuşkusuz çok önemli ve olumlu  bir gelişme olur, ama “amasız” değil&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: http://www.stargazete.com/politika/yazar/osman-can/yemin-krizi-haber-366257.htm</p>
</div>
</div>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/hsykdaki-kriz-neyin-krizi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: HSYK&#8217;daki kriz, neyin krizi ?'>HSYK&#8217;daki kriz, neyin krizi ?</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yemin-krizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Can: Aynur’u protesto masum değil!</title>
		<link>http://www.osmancan.com/osman-can-aynur%e2%80%99u-protesto-masum-degil/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/osman-can-aynur%e2%80%99u-protesto-masum-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 10:58:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=551</guid>
		<description><![CDATA[Aynur’u protesto masum değil! Protestocuları yetiştiren zemin, özgürlüğe karşı laiklik, ulusalcı eğitim, ölümün ve şiddetin yüceltilmesi, militarizm gibi faşizm tanımı içinde yer alan unsurlar. Neyseki son 10 yılda ortaya çıkan dinamikler ve Anadolu’nun sağduyusu, Ankara, İstanbul ve İzmir’le sınırlı bu siyasal kültürün  egemen olmasını imkânsızlaştırıyor. Geçen hafta İKSV İstanbul Caz Festivali’ çerçevesinde İspanyol gitar sanatçısıJavier [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/sadece-12-eylul-degil-27-mayis-da-oylaniyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sadece 12 Eylül değil 27 Mayıs da oylanıyor'>Sadece 12 Eylül değil 27 Mayıs da oylanıyor</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-554" title="osman-can" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/07/osman-can-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" /></a>Aynur’u protesto masum değil!</p>
<p>Protestocuları  yetiştiren zemin, özgürlüğe karşı laiklik, ulusalcı eğitim, ölümün ve  şiddetin yüceltilmesi, militarizm gibi faşizm tanımı içinde yer alan  unsurlar. Neyseki son 10 yılda ortaya çıkan dinamikler ve Anadolu’nun  sağduyusu, Ankara, İstanbul ve İzmir’le sınırlı bu siyasal kültürün   egemen olmasını imkânsızlaştırıyor.</p>
<p>Geçen hafta İKSV İstanbul Caz Festivali’ çerçevesinde İspanyol gitar sanatçısı<strong>Javier Limon</strong>’un <strong>“Suyun Kadınları”</strong> projesinde, <strong>Buika, La Shica, Carrassco</strong>gibi sanatçıların yanında Kürt Sanatçı <strong>Aynur </strong>da sahne aldı. Ancak proje<strong>Aynur</strong>’un Kürtçe şarkı söylemesi nedeniyle protestoların, sahneye minder ve pet şişe fırlatmaların gölgesinde kaldı. Bazıları <strong>“Burası Atatürk’ün Türkiyesi”</strong> diye  bağırdı. Diğer bazıları İstiklal Marşı okudu. Aynur konseri yarıda  bırakmak zorunda kaldı. İspanyol gitarist ve sanatçıların “biz  müzisyeniz, sadece müzik yaparız” diye sükûnet çağrısında bulunmaları  bir anlam ifade etmedi biriler için.</p>
<p><strong>Azınlığın uzlaşmaz hegemonyası</strong></p>
<p>Konseri  protesto edenler arasında muhtemelen şehit yakını yoktu. İstanbul’un en  iyi eğitimli ve en yüksel gelir düzeyine sahip sınıfına mensup  olanların gittikleri bir<strong>“Caz”</strong> konseri,  herhalde şehit acısı yaşamakta olanların ilk uğrak yeri olmasa gerek.  Jaz’ın ırkçılığa karşı bir zenci başkaldırısı olduğu bilgisi de çok  umurlarında değil. Bunu artık yadırgamıyoruz, zira 100 yıldır batıda  üretilen tüm değerler, Kapıkule’den geçince hep aksine bir içeriğe  kavuşturuldu. Demokrasi, azınlığın uzlaşmaz hegemonyası veya veto  yetkisi, hukukun üstünlüğü tek parti ve darbe fermanlarının tartışılmaz  üstünlüğü, erkler ayrılığı, devlet ile milletin ayrılığı, milli  egemenlik ise, <strong>“millete”</strong> egemen  olma olarak anlaşıldı ve uygulandı. Batıda caz moda ise, bunu  Türkiye’de felsefesinden koparıp seçkinciliğin sembollerine dönüştürmek  de şaşırtıcı olmamalı.</p>
<p>Protestoyu başlatan sarışın(laşmış), üstündeki kıyafet Galeri Lafayette tadında, Nişantaşı lehçesiyle <strong>“Türkçe söylesene!”</strong> diye  bağıran bir hanımefendi&#8230; Batı’da demokrasinin taşıyıcısı orta  sınıflarda rastlanabilecek bir tip, ancak Türkiye’de laik, orta-üst  sınıfa mensup, 100 yıllık ittihatçı eğitim sisteminin en steril  uygulamasını içselleştirmiş, aynı sistemin en sağlam ekonomik ağında iyi  yer tutmuş biri&#8230;</p>
<p><strong>Faşizmin tarihi tipolojisi</strong></p>
<p>Kürtlerin  hak ve özgürlükleriyle ilgisi gittikçe zayıflayan ve bazı aktörlerin  siyasal ayrıcalık ve statü mücadelesine dönüşen kirli savaşta şehit  düşen 13 asker olayının ardından bu protestonun gerçekleşmesi sıradan  bir olay değil. Sıradan vatandaşların <strong>“faşizan” </strong>bir tepkisi de değil.</p>
<p>Stanley Paine Faşizmin <strong>“A History of Fascism 1914-1945” </strong>(Faşizm Tarihi 1914-1945) adlı çalışmasında faşizmin tipolojisiyle ilgili olarak önemli noktalara değinmektedir.</p>
<p>Faşizm gercekte aydınlanma hareketinin doğrudan sonucu olan modern ve laik görüşlere dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Cehaletin yeni bir yönetici seçkinlerin devrimci kültür eğitimiyle ortadan kaldırılacağına inanılmaktadır.</strong></p>
<p>Faşizm  için en önemli göstergelerden biri yeni bir sivil din yaratma  çabasıdır. Bu yeni din eski dinleri ikame etmeli, ulusu inanç ve  sadakatle yoğrulmuş bir bütün haline getirmelidir.</p>
<p><strong>Devlet  modeli geleneksel yapıların dışında daha radikal ve laik bir sistemi  esas alır. Bu sistem otoriterdir ve kural olarak da ulusalcı ve  cumhuriyetçidir.</strong></p>
<p>Duygusallığa hitap eden semboller, ritüeller ve duygu-yoğun marş kültürüyle kitlelerin mobilize edilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Kadın ve gençlik ideolojinin vurucu unsuru olarak araçsallaştırılır.</strong></p>
<p>Savaşa, şiddete ve ölüme kutsiyet atfedilir. Militarizmin sisteme egemen haldedir.</p>
<p>19.  yüzyıl ulusçuluğunun 20. Yüzyıl başlarından itibaren demokrasiden ve  liberal değerlerden uzaklaşmasıyla birlikte orta-üst sınıfların iktidar  ve ayrıcalık kaybı korkusunun tipik ifadesi olan bu göstergelerin  hangileri Cemil Topuzlu’daki Aynur protestocularına uymuyor?</p>
<p>Özgürlüğe  karşı bir laiklik mi, orta-üst sınıfa mensubiyet, otoriter ulusalcı bir  eğitimin, ölümün ve şiddetin yüceltilmesi, okullarda her sabah ölümcül  sadakat yemininin ettirilmesi, sembollerin hakimiyeti, militarizm, lider  kültü, kadın-erkek eşitliğinin 20. Yüzyıl başlarında olduğu gibi  ideolojik misyonun bir parçası olarak algılanması ve devrim yasalarıyla  okunmaya çalışılması, gençliğe ve onun <strong>“beden eğitimine”</strong> vurgu  yapılması, laik metafiziğin bir ifadesi olan devrim yasaları ve  değiştirilemezlik veya cahillerin seçkinler eliyle ve müfredatıyla  eğitilmesi mi&#8230; Herhalde hepsi&#8230;</p>
<p>Neyse  ki Türkiye’de geçtiğimiz 10 yılda ortaya çıkan siyasal, sosyal ve  ekonomik dinamikler ve Anadolu’nun sağ duyusu, Ankara, İstanbul ve  İzmir’in belirli bölgeleriyle sınırlı bu siyasal kültürün Türkiye’ye  egemen olmasını şimdilik imkânsızlaştırıyor.</p>
<p>Şimdilik,  çünkü 1930’larda kurulan ve yukarıdaki göstergelerin hem nedeni hem de  sonucu olan sistemin, tüm kodları, kutsalları, değiştirilemezleri,  bürokratik yapısıyla ayakta. Militarizmin kurumsal yapısında herhangi  bir değişiklik olmadığı halde, yalnızca konjonktürel olarak  geriletildiği gerçeği gün gibi ortada. Bu gerçek her defasında sivil  aktörlere, hükümete ve kanaat önderlerine hatırlatılmalı.</p>
<p><strong>Siyasal seçkinler neden sessiz?</strong></p>
<p>Cevabını  bulamadığımız soru ise, Kürt ulusalcı siyasal seçkinlerinin nerede  durdukları, ölüm ve şiddetin siyasetin yegâne diline dönüştürülmesinin  yaratacağı sonuçların tarihsel sorumluluğu hakkında herhangi bir fikre  sahip olup olmadıkları.</p>
<p>Zira son bir buçuk yıldaki söylem ve  makas değişikliğinin Anayasa değişikliklerinde, referandum sürecinde ve  sonrasında hareketi getirdiği nokta ve sonuçları, siyasal olarak  Aynur’u protesto eden sosyal sınıfı esaslı bir şekilde beslemekte,  seğirmekte, karanlığın kendini toparlanmasına fırsat vermektedir.  Tehlike çanları, bu sınıfın Anadolu’yla ortak bir dil üzerinden  iletişime geçmesiyle çalmaya başlar.</p>
<p>Amaç bu değilse eğer, <strong>Yıldıray <em>Oğur</em></strong>’un <strong>“Türkler Kürtleri öldürerek asimile edemedi, şimdi Kürtler Türkleri öldürerek mi çözüme ikna edecek?”</strong> sorusunun  cevabını beklemek de Kürt sorununun çözümlenmesi, militarizmin ve  vesayetin tasfiyesi, demokrasiye geçiş ve insan haklarının korunması  konusunda yıllardır mücadele edenlerin, Türklerin, Kürtlerin ve bu  topraklardan yaşayan tüm unsurların hakkı olsa gerek&#8230; Diğer bir hakkı  da hükümetin seçim psikolojisinden uzaklaşmasını ve çözümün aktörü  olarak gündeme egemen olmasını beklemek olmalı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>kaynak:</p>
<p>http://www.stargazete.com/yazar/osman-can/aynur-u-protesto-masum-degil-haber-368086.htm</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/sadece-12-eylul-degil-27-mayis-da-oylaniyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sadece 12 Eylül değil 27 Mayıs da oylanıyor'>Sadece 12 Eylül değil 27 Mayıs da oylanıyor</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/osman-can-aynur%e2%80%99u-protesto-masum-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Devlet kademelerindeki ayrım kaldırılmalı&#8221;</title>
		<link>http://www.osmancan.com/devlet-kademelerindeki-ayrim-kaldirilmali/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/devlet-kademelerindeki-ayrim-kaldirilmali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 14:40:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=546</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Devlet kademelerindeki ayrım kaldırılmalı&#8221; Eski Anayasa Raportörü Osman Can, yeni anayasa için toplumun farklı kesitlerinin devlet kademelerine geçiş mkanı oluşturulması gerektiğini belirtti. n, &#8220;Devletin bütün kademelerinde, başörtülü, başörtüsüz, Süryani, Alevi dindar ayrımı bütünüyle ortadan kaldırılmalı.&#8221; dedi. Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından &#8220;Yeni Anayasa Sempozyumu&#8221;nda Türkiye&#8217;nin gündemini uzun süredir meşgul eden, sivil ve demokratik yeni anayasa [...]


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/02/osmancan1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-159" title="osmancan" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/02/osmancan1.jpg" alt="" width="200" height="160" /></a>&#8220;Devlet kademelerindeki ayrım kaldırılmalı&#8221;</h1>
<p>Eski Anayasa Raportörü Osman Can, yeni anayasa için toplumun farklı kesitlerinin devlet kademelerine geçiş mkanı oluşturulması gerektiğini belirtti.</p>
<p>n, &#8220;Devletin bütün kademelerinde, başörtülü, başörtüsüz, Süryani, Alevi dindar ayrımı bütünüyle ortadan kaldırılmalı.&#8221; dedi.</p>
<p>Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından &#8220;Yeni Anayasa Sempozyumu&#8221;nda Türkiye&#8217;nin gündemini uzun süredir meşgul eden, sivil ve demokratik yeni anayasa konusu masaya yatırıldı. Büyükçekmece kampüsündeki sempozyuma çok sayıda hukukçu akademisyen ve öğrenci katıldı.</p>
<p>Sempozyumda konuşan Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Osman Can, paradigmanın değişiminin yalnızca anayasadaki maddi normların yada buna benzer ifadelerin çıkarılmasıyla sağlanamayacağını ifade etti. Anayasadaki Atatürk ilkelerinin, inkılapçılığın, devrim kanunlarının çıkarıldığında değişimin gerçekleşmeyeceğini dile getiren Can, &#8220;Milli Güvenlik Kurulu, parlamento, parlamentonun yetkisi, silahlı kuvvetlerin rolü, özerk birimler, bakanlığın yapısı, yargının yapısı aynı şekilde kalsın o ideoloji yeniden ortaya çıkar. Devletin pratikleri başka bir şey üretmez. Patriği üreten siyasal kültürü üreten siyasal yapılanmanın kendisidir. Çokça söylenen &#8216;Önce zihniyet değişmesi gerekir&#8217; sözüne kesinlikle inanmıyorum. Zihniyetle uğraşmayın. Zihniyet sosyal süreçler içerisinde değişir. Özgürlük tartışmasında en çok karşımıza çıkan devlet ise eğer devleti yapılandırmalıyız. Bunu yapılandırmazsak anayasanın konusu devletin iktidar haritasının bütünüyle değiştirilmesi olmayacaksa eğer boşuna bir tartışma yapmayalım. Mevcutla devam edelim. Paradigmayı üreten sistemdir. Sistemin dönüşümüne yönelik yeni bir anayasa üzerine yoğunlaşmalıyız.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Toplumun farklı kesitlerini devlet kademelerine geçiş imkanı oluşturulması gerektiğini aktaran Can sözlerini şöyle tamamladı: &#8221; Devletin bütün kademelerinde, başörtülü, başörtüsüz, Süryani, Alevi, dindar ayrımı bütünüyle ortadan kaldırılmalı. Devlet kademelerine katılımı mümkün olduğunca azamileştirilmeli. Devletin karar mekanizmaları mümkün olduğunca yerele yaklaştırılmalıdır. Devleti öyle bir şekilde yapılandırın ki bireylerin özgürlük tercihleri hakkında hiçbir karar verebilme imkanına sahip olamasın.&#8221;</p>
<p>CİHAN</p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/devlet-kademelerindeki-ayrim-kaldirilmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Can: Ankara toplumsal barışa engel</title>
		<link>http://www.osmancan.com/can-ankara-toplumsal-barisa-engel/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/can-ankara-toplumsal-barisa-engel/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 09:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Anayasa Platformu tarafrından basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Doç. Dr. Osman Can da katıldı. Can, &#8221;&#8217;Aslında Ankara, politik kavgalarıyla toplumsal barışın önünde bir engel bile olarak görülebilir&#8217; dedi. Yeni Anayasa Platformu (YAP) Koordinasyon ve Sekretarya üyesi Meltem Gürler, toplumun, ideolojisiz, etnik referans olmayan, değiştirilemez maddelerle toplum iradesini ipotek altına almayan, kucaklayıcı, kısa bir anayasa talebini [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/hatemi-de-osman-can%e2%80%99la-ayni-fikirde-melih-altinokankara/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hatemi de Osman Can’la aynı fikirde&#8230; &#8211; MELİH ALTINOK/ANKARA &#8211;'>Hatemi de Osman Can’la aynı fikirde&#8230; &#8211; MELİH ALTINOK/ANKARA &#8211;</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/06/524244_detay.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-310" title="524244_detay" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/06/524244_detay.jpg" alt="" width="290" height="298" /></a>Yeni Anayasa Platformu tarafrından basın toplantısı düzenlendi.  Toplantıya Doç. Dr. Osman Can da katıldı. Can, &#8221;&#8217;Aslında Ankara,  politik kavgalarıyla toplumsal barışın önünde bir engel bile olarak  görülebilir&#8217; dedi.</p>
<p>Yeni Anayasa Platformu (YAP) Koordinasyon ve  Sekretarya üyesi Meltem Gürler, toplumun, ideolojisiz, etnik referans  olmayan, değiştirilemez maddelerle toplum iradesini ipotek altına  almayan, kucaklayıcı, kısa bir anayasa talebini dile getirdiğini  bildirdi.</p>
<p>Gürler, Nippon Otel&#8217;de düzenlenen basın toplantısında, YAP&#8217;ın çalışmaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Anayasanın toplumun devleti düzenleme aracı olması gerekirken, Türkiye&#8217;de devletin, toplumu düzenleme ve özgürlükleri kısıtlama aracı  olduğunu savunan Gürler, platformun çalışmaları kapsamında Türkiye&#8217;nin  her ilini dolaşma kararı aldıklarını belirtti. Gürler, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Türk toplumunu dinleyerek, taleplerine aracılık  ederek onu tarihe hazırlama amacındayız. Şu ana kadar 8 ilde anayasa  toplantıları düzenledik. Gördük ki Ankara&#8217;da, devletin tepesinde kopan  fırtınalar topluma ait değil. Siyasetin fay hatları, toplumu  ilgilendirmiyor. Siyasetin ürettiği çalışmaları toplum reddediyor.  Toplum, ideolojisiz, etnik referans olmayan, değiştirilemez maddelerle  toplum iradesini ipotek altına almayan, kucaklayıcı, kısa bir anayasa  talebini dile getiriyor. Ankara&#8217;ya ders veriyor. Egemenliğini kendi  tanımlıyor ve ona sahip çıkıyor. Tarihe geçecek bir yürüyüş  başlatıyor.&#8221;</p>
<p>Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can da platformun  çalışmaları sırasında, toplumsal taleplerin, siyasetçilere göre daha iç  açıcı ve gerçekçi, çözüme dönük olduğunu gördüklerini belirterek, bu  taleplerin dile getirilmesinde politik kaygılar olmadığını söyledi.</p>
<p>Can, &#8221;Aslında Ankara, politik kavgalarıyla toplumsal barışın önünde  bir engel bile olarak görülebilir. Toplum taleplerini dile getirirken  çok ilginç manzaralar ortaya çıkıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Can, parlamento dışında hiçbir kurumun anayasal kurum olmaması gerektiğinin önerildiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;İnsanlar, parlamento dışındaki kurumların yasalarla düzenlenmesi  gerektiğini savunabiliyor. Bu talepler toplanıyor, ardından talep  üzerindeki değerler, ortak paydalar Anayasa Çalışma Grubu tarafından  değerlendirilecek. Seçim öncesi ilk ve toplumsal anayasal talepleri,  toplum adına dile getireceğiz. Bir metin hazırlığı yok. Yani biz anayasa  yazım çalışması yapmayacağız.&#8221;</p>
<p>Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan Ogan da yapılacak anayasanın  bir partinin, toplum yahut inanç kesiminin anayasası olmasını  istemediklerini söyledi.</p>
<p>&#8221;Bütün toplum kesimlerinin müdahil olduğu bir anayasa istiyoruz. Her  partiye yakın kesimler Anadolu&#8217;da toplantılarımıza katıldı&#8221; diyen  Ogan, her sivil inisiyatifin iktidara bağlı olarak algılandığını ancak  bu durumun doğru olmadığını dile getirdi.</p>
<p>AA</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/hatemi-de-osman-can%e2%80%99la-ayni-fikirde-melih-altinokankara/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hatemi de Osman Can’la aynı fikirde&#8230; &#8211; MELİH ALTINOK/ANKARA &#8211;'>Hatemi de Osman Can’la aynı fikirde&#8230; &#8211; MELİH ALTINOK/ANKARA &#8211;</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/can-ankara-toplumsal-barisa-engel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİ DEVLET YENİ SİYASET</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yeni-devlet-yeni-siyaset/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yeni-devlet-yeni-siyaset/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 08:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Doç. Dr. Osman CAN Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi Tünel, Beyoğlu/İstanbul. 20 Mart 2011, saat 16.00 yenidevirhukukculardernegi@hotmail.com No related posts.


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/03/grgrgrg.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-538" title="grgrgrg" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2011/03/grgrgrg-300x114.png" alt="" width="300" height="114" /></a><strong>Doç. Dr. Osman CAN</strong></p>
<p><strong>Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi</strong></p>
<p><strong>Tünel, Beyoğlu/İstanbul.</strong></p>
<p><strong>20 Mart 2011, saat 16.00</strong></p>
<p><strong>yenidevirhukukculardernegi@hotmail.com</strong></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yeni-devlet-yeni-siyaset/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</title>
		<link>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 15:01:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II Türkiye yargısında geçerli kural “ne kadar temyiz o kadar iyi; ne kadar ideolojiye uygun karar, o kadar makbul yargıç” kuralıdır. Yargıtay ve Danıştay’ın bu şekilde ideolojik eksende yaptıkları puanlamalar HSYK’ya iletilmektedir. Yargıtay’daki iş yükünün yüzde 30’unun bu notlandırma sisteminden kaynaklandığını söylemek abartılı olmaz. Geçen haftaki yazımda iş yükünün artmasında birçok [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri'>Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.hukukihaber.net//images/haberler/gercekerin_soyle_ye_medikleriis_yukunun_gercek_nedenleri_ii.jpg" alt="" width="305" height="290" /></p>
<h1>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</h1>
<h2>Türkiye yargısında geçerli kural “ne kadar temyiz o kadar iyi; ne  kadar ideolojiye uygun karar, o kadar makbul yargıç” kuralıdır. Yargıtay  ve Danıştay’ın bu şekilde ideolojik eksende yaptıkları puanlamalar  HSYK’ya iletilmektedir. Yargıtay’daki iş yükünün yüzde 30’unun bu  notlandırma sisteminden kaynaklandığını söylemek abartılı olmaz.</h2>
<p>Geçen haftaki yazımda iş yükünün artmasında birçok faktörün yanında  kültürel  faktörlerin önemli bir yer tuttuğunu, özellikle toplumda  ortaya çıkan her bir  uyuşmazlığın yargıya aktarılmasının ‘çağdaşlık’  veya ‘erdem’ olarak sunulduğunu  ve bunun yanlışlığını dile getirmiştim.  Gerçekten bu durum toplumun ve  bireylerin olağan iletişim kanallarıyla  uyuşmazlıklarını çözme yeteneğini önemli  ölçüde daraltırken, bunun bir  sonucu olarak, toplumsal iletişime zarar vermekte,  kültürel  sürekliliği engellemekte, bu şekilde toplumsal barışın tesisini   imkânsızlaştıran bir etki yaratmaktadır.</p>
<p>Adapazarı’nda bir vaka anlatılır: Adliyede görev yapan yargıcın önüne  iki  Çerkez’in taraf olduğu uyuşmazlık geliyor. Yurdun çeşitli  yerlerini görevi  gereği dolaşan, toplumsal ve demografik yapılar ile  davalar arasındaki  ilişkileri okuyabilen yargıcın tepkisi “Eyvah  Çerezler de mahkemelere düştüyse  ciddi bir sorun var demektir”  biçiminde olur. Hatta Çerkezlerde, düğünlerde  silah atmanın  sonlanmasını sağlayan olgunun yargı değil, kültürel kodlar ve   mekanizmalar olduğu söylenir. Anadolu’nun birçok yerinde, eksilmekle  birlikte  toplumun uyuşmazlıklarını kendi dinamikleriyle çözümlediğine  yönelik örneklere  rastlamaktadır. Kuşkusuz ki bununla kültürel ve  toplumsal kodlara ve süreçlere  mutlak bir üstünlük tanınmıyor. Sorun  yargı sisteminin varlığı değil, toplumun  tüm sorunlarının çözümünü  kendisiyle doğrudan ilgili olmayan, kendi gerçekliğine  yabancı üçüncü  kişi veya kurumlara aktarmasının yaratacağı sonuçlardır.</p>
<p><strong>İdeolojik filtre olarak HSYK</strong></p>
<p>Avrupa’da birçok sosyal ve ekonomik alanın düzenlenmesi ve  uyuşmazlıklarının  çözümlenmesi, bu alanın bir parçası olan  mekanizmalara bırakılmakta, bu  mekanizmaların sorunları çözmede  yetersiz kaldığı yerde, gerek kural koyma,  gerekse yargı yolunu  çalıştırma biçiminde ‘devlet’ ve ‘egemenlik’ araçları  devreye  girebilmektedir. Yaşamın tüm alanını hukuksallaştırma ve   yargısallaştırmaya olumsuz bir anlam yükleyen Avrupa için bu yadırgatıcı   değildir.</p>
<p>Toplumun sorun çözme ve iletişim kurma yeteneğini bütünüyle yitirmesi  ve  bunun da bir çağdaşlaşma göstergesi olarak sunulması herhalde  Türkiye</p>
<p>tipi modernleşmeyi Avrupa’dan ayıran sayısız örneklerden birisidir.</p>
<p>Ancak en önemlisi ve yakıcı olanı yargıdaki ideolojik yapının inşa  biçimidir.</p>
<p>Bilindiği gibi Türkiye yargısı, 1930’lu yılların Tek Parti  ideolojisine göre  biçimlenmiştir. Uygulama ve kültürüne bakıldığında  halen Tek Parti’nin ideolojik  söylemlerinin ‘hukuk’ adı altında genel  kabul gördüğünü söylemek mümkündür.  Yalnızca Ergenekon yargılamaları  çerçevesinde ortaya çıkan “yüksek yargısal  müdahalelere” bakmak  yeterlidir.</p>
<p>Yargının 1950 yılına kadar Tek Parti memuru olması, onun ideolojik  aygıtı  olarak çalışmasını mümkün kılmış hatta normalleştirmiştir. Öyle  ki 1950’den  sonra iktidarın el değiştirmesiyle birlikte ortaya çıkan  “bünyeye aykırı  müdahaleler” 27 Mayıs Darbesi’yle etkisizleştirilmiş,  Demokrat Parti döneminde  yargıya dâhil unsurlar ayıklanarak yargı  yeniden eski ‘normal’ine  kavuşturulmuştur.</p>
<p>Hâkim ve savcıların disiplin yönünden denetlenmesi, terfileri ve  Yargıtay  veya Danıştay üyeliğine seçilmesi konusunda militarist özerk  yargı kurulları  yetkilendirildi. 27 Mayıs Darbesi’yle ilk defa anayasal  düzene aktarılan bu  kurullar önce Yüksek Hâkimler Kurulu ile Yüksek  Savcılar Kurulu adını taşırken,  12 Eylül Darbesi’nin ardından kurul tüm  hâkim ve savcıları kapsayacak şekilde  HSYK adını aldı.</p>
<p>Mevcut yargı sisteminin darbeci Tek Parti ideolojisinin uygulama  araçlarından  biri olarak varlığını devam ettirmesi için HSYK, Yargıtay  ve Danıştay arasındaki  ilişkinin de düzenlenmesi gerekiyordu. HSYK  ideolojik testlerden geçenleri  Yargıtay ve Danıştay’a üye olarak  seçecek, bu iki üst kurum da HSYK, YSK üyeleri  ve AYM’nin yargıç  kökenli üyelerini seçecekti. İdeolojik filtre olarak HSYK  çalışacaktı.  Ancak bu filtreye ilişkin puanlama sisteminin de kurulması  gerekiyordu.</p>
<p>Türkiye’de yargıç ve savcıların yükselmeleri için Yargıtay ve  Danıştay’dan  belirli sayıda dosya geçirmeleri gerekiyor. Yargıçlar  bakımından anlatırsak: Her  bir yargıcın terfi etmesi için yılda belirli  sayıda dosyayı Yargıtay’a temyize  göndermesi gerekmektedir. Bu temyiz  incelemesinin sonucunda yargıç “zayıf, orta,  notsuz, iyi, pekiyi”  biçiminde notlar almaktadır. Bu, yargıçları hem iyi not  almak için  mümkün olduğunca fazla davayı temyize göndertip mümkün olduğunca daha   fazla olumlu puan almak şeklinde eğilime sevk etmektedir. Kuşkusuz ki bu   eğilimin ilk sonucu, tarihsel ve ideolojik eğilimleri iyi bilinen  Yargıtay’ın  ideolojik tercihlerine göre karar verme pratiğinin ve  kültürünün gelişmesidir.  Vatandaşların bir karardan memnuniyeti terfi  bakımından hiçbir anlam ifade  etmemektedir. Kimi zaman vatandaşların  memnuniyetine rağmen, sırf puan almak  için davalar temyize  gönderilmekte, bazen kararın temyize gönderilmesi adeta  dayatılmakta,  bunun için bilinçli olarak teknik yanlışlıklar yapılmaktadır.  Hatta  yargıçların mübaşirlerle işaretleşip, bir şekilde davalı veya davacıyı   temyize yönlendirdikleri dahi adliyelerde dile getirilmektedir. Bir  bakıma  adalet dağıtma görevi üstlenen yargıçlar sistem sayesinde,  hasbelkader ortaya  çıkmış ve vatandaşın vicdanında olumlu bir yer  edinmiş adaletli bir kararı,  Yargıtay incelemesine sevk edilebilmekte,  bu şans dahi ortadan kaldırılmasının  aktörüne dönüşebilmektedir.</p>
<p><strong>Terfi sistemi nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bu sistem sayesinde Türkiye yargısında geçerli kural “ne kadar temyiz  o kadar  iyi; ne kadar ideolojiye uygun karar, o kadar makbul yargıç”  kuralıdır. Yargıtay  ve Danıştay’ın bu şekilde ideolojik eksende  yaptıkları puanlamalar HSYK’ya  iletilmektedir. HSYK bu puanlamaları  esas alarak yargıçların terfisine karar  vermekte, hangi yargıcın  birinci sınıfa ayrılabileceğini belirlemektedir. Bu  şekilde çalışan  terfi sistemi, ancak ideolojik yönden homojen bir “birinci  sınıfa  ayrılmışlar kümesi”nin doğmasına yol açmaktadır. En son olarak Yargıtay   veya Danıştay üyeleri bu ‘küme’den seçilmektedir. Yargıtay ve  Danıştay’a son 20  yılda seçilenler, onların verdikleri kararlar ve  seçimlerde verdikleri oylarla  HSYK, YSK ve Anayasa Mahkemesi’ne  gidenlerin profili araştırıldığında sistemin  nasıl başarılı olduğu  ortaya çıkmaktadır. Son yılların karar analizleri dahi bu  sonuçlara  ulaşmak için yeterlidir.<br />
<a href="http://www.hukukihaber.net/makale/gercekerin-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii.htm"><strong> </strong></a></p>
<p>Bu sistemin hem yargı bağımsızlığı, hem de toplumun adalet  beklentileri  bakımından bir felaketle sonuçlandığı açıktır. Ancak bu  tablonun iki yaşamsal  sonucu vardır. Bunlardan birincisi neredeyse tüm  davaların yeniden incelenmek  üzere Ankara’ya, yani Yargıtay ve  Danıştay’a gönderilmesidir. Yargıtay’daki iş  yükünün yüzde 30’unun bu  notlandırma sisteminden kaynaklandığını söylemek  abartılı olmaz.</p>
<p>Yargıtay’ın bundan neden rahatsızlık duymadığı ve neden sistemin  değişmesi  yerine fazla daire kurarak iş yükü sorunuyla mücadele  yöntemini tercih ettiği,  bir sonraki yazının konusunu oluşturmaktadır.  (Star)</p>
<p><strong>Doç. Dr. OSMAN CAN</strong></p>
<p><strong>Anayasa Hukukçusu </strong></p>
<p>Makale Kaynagi:</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-haber-312864.htm">http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-haber-312864.htm</a></p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri'>Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri</title>
		<link>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 14:57:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[Modern devletler yargı sistemini inşa ederken, süreç içinde yargı öncesi veya yargı dışı uyuşmazlık çözüm yollarını kurumsallaştırabilmiştir. Modernleşmeyi ithal edilmesi gereken bir hegemonya aracı olarak gören Türkiye siyasal yapısının bu gerçekliği görme derdi pek yoktur Her yıl Yargıtay Başkanları adli yıl açılış konuşmalarında iş yükünden şikayet ederler. Bu ve benzeri geleneksel siyasal cenahın kanaat önderleri, [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2426.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-479" title="IF" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2426-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Modern devletler yargı sistemini inşa ederken, süreç içinde  yargı öncesi veya yargı dışı uyuşmazlık çözüm yollarını  kurumsallaştırabilmiştir. Modernleşmeyi ithal edilmesi gereken bir  hegemonya aracı olarak gören Türkiye siyasal yapısının bu gerçekliği  görme derdi pek yoktur</strong></p>
<p>Her yıl Yargıtay Başkanları adli  yıl açılış konuşmalarında iş yükünden şikayet ederler. Bu ve benzeri  geleneksel siyasal cenahın kanaat önderleri, yargının iş yükünün asıl  sorun olduğu, buna karşın Türkiye’nin kanayan yarası ve  demokratikleşmenin önündeki engellerden biri olan yargı sisteminde  yürütülecek reform çalışmalarının gündemi saptırma veya iş yükü adı  altında “siyasal operasyon” amacı taşıdığı uyarısını yaparlar.</p>
<p>Referandumda  halkın talep ve direktifleri daha demokratik bir siyasal yapı ve  demokratikleştirilmiş bir yargı yönünde somutlaşınca, Yargıtay Başkanı  belki de ilk defa geleneksel siyasal çizginin dışında bir tutum izlemeye  başladı. Kuşkusuz ki bu yapıcı ve alkışlanması gereken bir tutuma  işaret etmektedir. Yargıtay’daki daire sayısının arttırılması, belki  yeni bir Yargıtay’ın kurulması gerektiği, her yıl %20 artan iş yükünü  karşılamak üzere altı yeni dairenin kurulması ve son olarak istinaf  mahkemelerinin kısa sürede kurulması Yargıtay Başkanı’nın talepleri  arasında sıralanıyor. Bu talepleri Adalet Bakanlığı’na ilettiklerini de  belirtiyor. İlginç olan ise daha önce cari siyasal-yargısal geleneğin  muarız olarak bellediği hukuksal alanda faaliyet gösteren sivil toplum  örgütlerinin bu talepleri destekliyor olmasıdır.</p>
<p>Çok daha ilginç  olan nokta ise, Yüksek Mahkeme başkanları ile onların paralelinde  siyaset yapan odakların daha önce bu yöndeki talepleri “siyasal  operasyon” veya “devleti ele geçirme” girişimi olarak görüp buna karşı  çıkmalarıdır. Hatta istinaf mahkemelerinin, yasal düzenlemeler  tamamlanmış olmasına rağmen Yargıtay ve Danıştay’ın direnişi nedeniyle  yaşama geçmediği de bilinmektedir.</p>
<p>Bu yönde yaklaşım değişikliğini kuşkusuz selamlamak gerekir.</p>
<p>Köklü çözümlere ihtiyaç var</p>
<p>Yargıtay  Başkanı’nın “köklü çözümlere ihtiyaç” duyulduğuna yönelik ifadesi, en  fazla dikkati hak eden ifade olarak anlam kazanıyor. Ancak köklü çözümün  ne olabileceğine ilişkin herhangi bir perspektifi bu açıklamalardan  elde edemiyoruz. Bu noktaya gelmişken, köklü çözüm için sorunun temeline  ciddi bir şekilde eğilmekte yarar vardır.</p>
<p>İş yükünü arttıran nedenler neler olabilir? Bu incelemede birkaç boyuta değinebiliriz.</p>
<p>Doğal  boyutta, nüfus artışının iş yükünün artmasında ciddi bir etken olduğunu  söyleyebiliriz. Bunun yanında ekonomik gelişim, kentleşme, sosyal ve  siyasal farklılaşmaların yarattığı içeriksel uyuşmazlıklarla birlikte  uzmanlık alanlarının farklılaşmasının yarattığı teknik uyuşmazlıklar iş  yükünün artmasında önemli bir etkendir. Ancak Avrupa örneklerine  bakıldığında, yakın nüfusa sahip ülkelerde bu denli iş yükü yoğunluğunun  yaşandığından söz edilemez. Bu ülkelerde yargının merkeziyetçi olmayan  örgütlenme biçimi, istinaf mahkemeleri gibi ara temyiz ve inceleme  mercilerinin bulunuyor olması iş yükü yoğunlaşmasını engellemektedir.  Bununla birlikte Türkiye için öne sürülen bahaneyi  anlamsızlaştırmaktadır.</p>
<p>İdeolojik bir kontrol aracı: Yargı</p>
<p>İkinci  boyut kültüreldir. Türkiye’de gerek temel eğitim, gerekse hukuk  eğitiminin kurgusu toplumun kendi uyuşmazlıklarını müzakere ve  arabuluculuk yöntemiyle çözmek yerine daha “modern” bir yolla, yani tüm  uyuşmazlıkların mahkemelere taşınması suretiyle çözümlenmesini öne  çıkarmaktadır. Bunun tarihsel nedenleri vardır. Toplumun geniş  kesimlerinde var olan, bireylerin kendi sorunlarını sosyal iktidar ve  yaptırım araçlarına müracaat yoluyla çözümlemesi kültürü “gericilik”  olarak etiketlenmiş, sosyal ve kültürel çözüm olanaklarının sistemi  rahatlatıcı bir faktör olması engellenmiştir. Örneğin müfredatta  öğretilen vatandaşlık dersinde uyuşmazlığın çıktığı her durumda takip  edilmesi zorunlu yöntemin yargı yolu olduğu ve sosyal yapıda ortaya  çıkan “bilen”, “ileri gelen”, “güvenilir” veya “sözü dinlenir” kişilere  müracaatın ilkellik olarak sunulduğu pek çok örnek bulmak olasıdır.  Trajik olan boyut ise, zaten bu kültürel determinantların modern  devletlerde yargı sisteminin temellerini oluşturduğuna yönelik bir  tasavvurun yokluğudur. Tarihsel olarak “yargıç”ların sosyal yapıda  ortaya çıkan “güvenilir” figürlere dayandığı, modern devletin yargısı  oluşurken dahi bu kültürel yapıların paralel sorun çözme mekanları  olarak işlevlerini devam ettiği bütünüyle göz ardı edilebiliyor.  Kültürel imkanlar devre dışı bırakılarak, toplumsal sorun çözme  yeteneğinin yok edildiği, toplumsal sorunların çözümünün, sorunların  dışında, sorunlara yabancı “memur”lara havale edildiği, toplumsal  iletişimin kesilmeye başladığı, herkesin her türlü uyuşmazlığı dava  konusu yapmaya başladığı, sonuçta toplumsal barışı yok eden bir etki  yarattığı fark edilemiyor. Oysa ki modern devletler yargı sistemini inşa  ederken, süreç içinde yargı öncesi veya yargı dışı uyuşmazlık çözüm  yollarını kurumsallaştırabilmiştir. Modernleşmeyi ithal edilmesi gereken  bir hegemonya aracı olarak gören Türkiye siyasal yapısının bu  gerçekliği görme derdi pek yoktur. Diğer yandan yargının Türkiye’de  ideolojik bir kontrol aracı olarak kurgulanmış olması nedeniyle başka  bir sonucun doğması da pek mümkün değildir. Bu yeni sistem hiç kuşku yok  ki, yeni ideolojik önceliklerle çatışan kültürel, sosyal ve siyasal  gelenekleri tasfiyeyi amaçlamıştır. Örneğin “örf ve adet” olarak İsviçre  Medeni Kanununda hukukun kaynağı olarak tanımlanan sosyal faktörler,  Türkiye’de bütünüyle kültürel kodlardan bağımsızlaştırılmak suretiyle  anlamlandırılmış ve hukuk eğitimine aktarılmıştır. Erdem ile  erdemsizliğin yer değiştirdiği bu anlayışın iş yüküne katkısı yüksektir.</p>
<p>Merkeziyetçi yapının tezahürü</p>
<p>İş yükünün artmasında dikkat edilmesi gereken yapısal boyutun da ideolojiyle bağlantılı olduğu görülüyor.</p>
<p>Türk  yargı sistemi Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hiyerarşik  örgütlenmiştir. Çok kısa süreli istinaf denemesi ve Yargıtay’ın  Eskişehir macerası dışında sistem Ankara merkezli olarak inşa  edilmiştir. Yargıtay ile ilk derece mahkemeleri arasında herhangi bir  ara kademe öngörülmüş değildir.</p>
<p>Yargı üst kurumlarının Ankara’da  toplanması merkeziyetçi devlet anlayışının bir yansımasından ibarettir.  Yargının devletin siyasal ve idari örgütlenmesiyle ilgisi yoktur.  Verdiği kararların sonuç itibariyle siyasal etki yaratabilme ihtimali  vardır. Özellikle siyasetçiler, partiler, mali denetimler vs konularında  verilen kararların böyle bir sonucu vardır. Ancak bu sonuç kararı veren  veya verilmiş kararları onaylayan yüksek mahkemelerin devletin siyasal,  ideolojik ve idari merkezinde kümelenmesini zorunlu kılmaz. Aksine bu  yüksek mahkemelerin Ankara’da kümelenmesinin onları siyasetin merkezine  yerleştirdiği ve ideolojik merkezlerin yapıcı unsuruna dönüştürdüğü  inkar edilemez. Siyasal yapıcılığın yüksek mahkemelerin mesaisinin  önemli bir kısmını aldığını ve iş yükünün erimesini güçleştirdiğini  Ankara’da yaşayan ve bürokratik işleyişi izleyen herkes bilir.</p>
<p>İş yükünün ideolojik boyutu bir sonraki yazının konusunu oluşturmaktadır.</p>
<p>Makale Kaynagi:</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-haber-312864.htm">http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-haber-312864.htm</a></p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III</title>
		<link>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 14:51:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[osman can makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Temyiz mercii olarak Yargıtay hiçbir surette ilk derece mahkemelerin yerine geçerek karar veremez ya da onlara karar dikte edemez. Ancak Türkiye’de Yargıtay tam da bunun tersini “normal”leştiren bir merciiye dönüşmüştür. Doç. Dr. OSMAN CAN Anayasa Hukukçusu Yargıtay’daki iş yükünün önceki yazılarda ifade ettiğimiz birçok nedeni varken, neden yalnızca daire sayısının arttırılmasıyla yetinen bir öneri dile [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri'>Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://91.93.103.35/yenihaber/2010/12/14/101214-112929-316014-C.jpg" alt="Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III" width="170" height="103" /></p>
<div>
<div><strong>Temyiz mercii olarak Yargıtay hiçbir  surette ilk derece mahkemelerin yerine geçerek karar veremez ya da  onlara karar dikte edemez. Ancak Türkiye’de Yargıtay tam da bunun  tersini “normal”leştiren bir merciiye dönüşmüştür.</strong></div>
</div>
<p><strong>Doç. Dr. OSMAN CAN </strong></p>
<p><strong>Anayasa Hukukçusu </strong></p>
<p>Yargıtay’daki  iş yükünün önceki yazılarda ifade ettiğimiz birçok nedeni varken, neden  yalnızca daire sayısının arttırılmasıyla yetinen bir öneri dile  getiriliyor? Bu yalnızca geleneksel kültürümüze içkin olan günü kurtarma  refleksinin bir ürünü mü? Yoksa aslında çok daha derin bir bilincin  kontrollü veya kontrolsüz dışa vurması mı?</p>
<p>İş yükünün gerçek  nedenleri ortada durduğu sürece, iş yükü gittikçe artar. Sadece  2006-2009 dönemi artışlarına bakmak yeterlidir. Dolayısıyla yeni  kurulacak Yargıtay daireleri ancak yeni gelecek yüklere karşı bir yanıt  oluşturabilir. Fakat bu durum nihai tabloyu değiştirmez, sistem iş yükü  üretecek şekilde yani olduğu gibi işlemeye devam eder.</p>
<p>Çünkü bu  sistem iş yükü yoğunluğunu garantiliyor. Bu kesin, ancak sistemin  bütünüyle değiştirilmesi konusunda herhangi bir öneri getirmekten  özellikle imtina eden Yüksek Yargı kurumlarının, örtük olarak aşırı iş  yükünün sürmesini istemekle aslında neyi garantilemeye çalıştıklarını  anlamakta yarar var.</p>
<p>Bunun için öncelikle sistemin nasıl  işlediğini yeniden hatırlatmak gerek. Türkiye’de Yargıtay bir temyiz  mercii olarak değil, hâkim ve savcıların takdirlerine dahi müdahale eden  bir yeniden yargılama mercii olarak çalışıyor. Temyiz yalnızca  hukuksal, yani ilk derece mahkemelerince verilen kararların pozitif  hukuk içinde cereyan edip etmediğini incelemekle sınırlı bir denetimdir.  Temyiz mercii olarak Yargıtay hiçbir surette ilk derece mahkemelerin  yerine geçerek karar veremez ya da onlara karar dikte edemez. Ancak  Türkiye’de Yargıtay tam da bunun tersini “normal”leştiren bir merciiye  dönüşmüştür. Bu yaklaşım sonucu yerelde verilen tüm kararlar bütün  boyutlarıyla Yargıtay’da yeniden ele alınıyor. Bu da her uyuşmazlığın  “mahkeme”lerde değil, Ankara’da “bir yerlerde” çözümlenmesi imkânı  demektir.</p>
<p><strong>Dosyan kadar puan </strong></p>
<p>İkinci olarak  notlandırma sistemi nedeniyle hâkim ve savcılar Yargıtay’a ne kadar  dosya gönderebilirlerse o kadar hızlı ve iyi puanla terfi etme şansını  yakalarlar. İyi puan ve terfiinin garantisi yalnızca çok dosya göndermek  değil, “Yargıtay’ın politikasına uygun çok” dosya göndermektir. Bunun  ise iki sonucu vardır. Yerelde verilen karar Yargıtay’ın politik  tutumuna uygun değilse bozulur. Dolayısıyla ideolojik kontrol sağlanmış  olur. Bunun dışında da bir imkân var: Kimi zaman politik tutuma uygun  olsa dahi, bazen “ekonomik” denetim de gerekebilir. Yani büyük montanlı  davalardaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinin “ideolojik” keskinliğe feda  edilmemesi de gerekebilir. Bu yüzden akçalı davalarda kontrol ve iktidar  imkânı yaratmanın yolu, iş yükünün notlandırma sistemi üzerinden  yoğunlaştırılmasıdır.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken husus, iş yükünün  yalnızca denetleme veya bozma mekanizması üzerinden yürütülebilecek  “iktidar” imkânlarını doğurması değildir.  İş yükü aynı zamanda  “zamanaşımı” gibi olağanüstü bir fırsat sunuyor.</p>
<p>Yüksek  Mahkemelerde zamanaşımına uğratılmak istenen tüm davalar için iş yükü  çok iyi bir gerekçe oluşturabilir. İdeolojik davalar genellikle “rejim”  veya “cumhuriyetin değerleri” gibi gerekçelerle veya “kamuoyu  beklentisi” gerekçesiyle öne çekilebilir ve zamanaşımından  kurtarılabilir; onanır veya bozularak geriye gönderilir. İdeolojik  boyutu bulunan, ancak bazı aktörlerin cezalandırılma riskinin yüksek  olduğu bir davada, “beraat” kararının verilmesi aynı zamanda kamuoyunda  ciddi bir vicdan incinmesi yaratabilecek ve sistem sorgulamasına yol  açabilecekse, davanın zamanaşımına uğratılması yöntemi tercih  edilebilir. Militarizm ve derin devlete ilişkin davalarda genellikle  böyle bir yöntemin izlendiği algısı hâkimdir. Yüksekova Çetesi davasıyla  Kemal Türkler davası buna verilecek örneklerden yalnızca ikisidir. Son  on yıllık gazete arşivleri açıklayıcı olabilir.</p>
<p>Ekonomik boyutlu  davalarda da zamanaşımı çok önemli bir imkân yaratabilir. Yalnızca  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında zamanaşımına uğrayan dava  sayısının on binin üzerinde olduğu bilgisinin yanında, zamanaşımına  uğrayan bu davaların nitelikleri ve tarafları hakkında bir araştırmanın  yapılması herhalde çarpıcı sonuçlar çıkarabilir. Yargıtay Cumhuriyet  Başsavcılığı’nda bu tablo ortada iken, parti kapatma davalarında  olağanüstü bir titizliğin sergilenmiş olması, zamanaşımına uğrama riski  bir yana, dava açmayı gerektirecek yoğunlukta verilere dahi ulaşmaya  gerek görülmeksizin dava açılıyor olması da Yüksek Yargı’nın yukarıdaki  reflekslerinden birine işaret ediyor.</p>
<p>Bu ve benzeri birçok neden ayrıca kimi pratik yapılanmalara da imkân sağlıyor.</p>
<p><strong>Ağır iş yükü rant kapısı oldu </strong></p>
<p>Adliyelerdeki  yargılama aşaması bütünüyle anlamsızlaşıyor. “Nasıl olsa Ankara’da  hallederiz!” ifadesi yargılama kültürünün belirleyici söylemi haline  geliyor. Kuşkusuz bu ifade salt spekülatif değil. Ankara’daki yargı  dünyasındaki iletişim ağlarına ve bu ağlarda yer alan ilişkilere  bakıldığında iş yükünün olağanüstü bir ekonomik kaynak (rant) yarattığı  görülebilir. Bu imkân, ideolojik iktidar imkânlarından fedakârlık  yapmayı gerektirecek büyüklükte olabilir.</p>
<p>Yargıtay’ın daire  sayısının arttırılmasıyla belki Yargıtay’da toplamdaki iş yükü değişmese  de üye başına düşen iş yükü azalacak. Büyük bir ihtimalle ideolojik  yoğunlaşma da sona erecek. Ancak ne pahasına? Sistemin olduğu gibi devam  etmesi pahasına. Yolsuzluklarıyla, adaleti amaçlamayan bir adalet  sistemiyle, bunun yarattığı illegal ekonomisiyle, değişmeyen yapısı  nedeniyle hiyerarşinin sürmesiyle sistemin devam etmesi sağlanmış  olacak.</p>
<p>Bu şekilde tepede bir ittifak kurulacak, yüksek yargı  kurumları ideoloji muhafızlığından büyük ölçüde vazgeçecek, buna karşın  hiyerarşik iktidar imkânlarını, özellikle ekonomik iktidarlarını devam  ettirecek. Her halükarda bürokratik vesayet olduğu gibi sürecek.</p>
<p>İş  yükünün gerçek nedeni ve gerçek nedeni göz ardı eden çözüm önerilerinin  mantığı çok açık. HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki kısmi dönüşümle sistem  sorunu çözümlenmedi.</p>
<p>Sorunun çözümü sistem normlarının  değiştirilmesi, yapısal reform ve yeni bir yargı kültürünün oluşumuna  imkân sağlayan yeniden yapılandırma olmalıdır.</p>
<p>Sistem olduğu gibi  duruyor ve demokrasi beklentilerini zehirleme potansiyeli taşıyor. Bu  ülkede demokrasi mücadelesi, bürokrasinin kendi iktidarlarını bu defa  halkı ve demokratik siyaseti kullanarak daha rafine ve daha güçlü bir  şekilde tesis etmesi için verilmiyor. Ankara’daki demokratik temsil  kurumlarının; değişim sürecini, Ankara bürokrasinin tuzağına düşmeden,  Türkiye toplumu üzerinden okuma yaparak ve Türkiye toplumunu merkeze  alarak yönlendirmeleri ve ilerletmeleri gerekiyor.</p>
<p>Bu yazi Star Gazetesi`nden alintilanmistir:</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii-haber-316014.htm">http://www.stargazete.com/acikgorus/gerceker-in-soyle-ye-medikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii-haber-316014.htm</a></p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri'>Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleriis-yukunun-gercek-nedenleri-ii/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II'>Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/gerceker%e2%80%99in-soyleyemedikleri-is-yukunun-gercek-nedenleri-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Yazarlar Birliği 2010 yılı fikir adamı &#8221; Osman Can &#8220;</title>
		<link>http://www.osmancan.com/turkiye-yazarlar-birligi-2010-yili-fikir-adami-osman-can/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/turkiye-yazarlar-birligi-2010-yili-fikir-adami-osman-can/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 13:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Can Hakkinda Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Yazarlar Birliği 2010 yılı fikir adamı " Osman Can "]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, kurum binasında düzenlediği basın toplantısında, 2011 yılının, birliğin 33. kuruluş yıl dönümü olması dolayısıyla ayrı bir anlam taşıdığını söyledi. TYB&#8217;nin faaliyet ve çalışmalarıyla Türkiye&#8217;deki diğer sivil kuruluşlara önderlik ettiğini ifade eden Yavuz, birliğin daima örnek alındığını belirtti. Birliğin 30 yıldır sürdürdüğü &#8221;yılın yazar, fikir adamı ve sanatçılarını&#8221; [...]


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p><img src="file:///C:/Users/Schifaa/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-4.png" alt="" /><img class="alignleft" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/turkiye_yazarlar_birligi.jpg" alt="http://images.habervitrini.com/haber_resim/turkiye_yazarlar_birligi.jpg" width="230" height="230" />Türkiye  Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, kurum binasında  düzenlediği basın toplantısında, 2011 yılının, birliğin 33. kuruluş yıl  dönümü olması dolayısıyla ayrı bir anlam taşıdığını söyledi.</p>
<p>TYB&#8217;nin  faaliyet ve çalışmalarıyla Türkiye&#8217;deki diğer sivil kuruluşlara  önderlik ettiğini ifade eden Yavuz, birliğin daima örnek alındığını  belirtti.</p>
<p>Birliğin 30 yıldır sürdürdüğü &#8221;yılın yazar, fikir adamı  ve sanatçılarını&#8221; seçme faaliyetini dün tamamladıklarını anlatan  Yavuz, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye  genelinde edebiyat, fikir ve yayın alanıyla ilgili değerlendirmeler,  geniş katılımlı bir heyet tarafından tarafsız ve kapsayıcı şekilde  yapılmıştır. Ödüller talip olanlara değil, ödüllendirilmesi gerekenlere  verilmeye çalışılmıştır. Amacımız, edebiyata ve kitaba karşı ilginin her  geçen gün biraz daha azaldığı bir dünyada sanat ve tefekkürü öne  çıkarmaktır.&#8221;</p>
<p>Ödüllerin hakkaniyet ve liyakat esasına göre  değerlendirilerek tespit edildiğini bildiren Yavuz, ödülleri nisanda  vermeyi planladıklarını kaydetti.</p>
<p>Yavuz&#8217;un verdiği bilgiye göre, &#8221;2009 yılının Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülleri&#8221;ne değer bulunanlar şöyle:</p>
<p>&#8221;Hikayede  &#8216;Muhtemel Menkıbeler&#8217; ile Mehmet Harmancı, şiirde &#8216;Gerekli Açıklama&#8217;  ile Hayriye Ünal, romanda &#8216;Lal&#8217; ile Ayşe Kara, denemede &#8216;Ejderha ve  Kelebek&#8217; ile Ali Ural, fikirde &#8216;Darbe Yargısının Sonu&#8217; ile Osman Can,  araştırmada &#8216;İkinci Parti&#8217; ile Cemil Koçak, incelemede &#8216;Osmanlı  Romanının İmkanları Üzerine&#8217; ile Şeyda Başlı, dilde &#8216;Türkçenin Derin  Yapısı&#8217; ile Efrasiyap Gemalmaz, edebi tenkitte &#8216;Dirim Kurgu&#8217; ile Murat  Üstünbal, biyografide &#8216;Tarihin Alacakaranlığında&#8217; ile Ali Birinci,  tiyatroda &#8216;Kerbela&#8217; ile Ali Berktay, çocuk edebiyatında Birdirbir  Dergisi, basın fikirde Star&#8217;dan Mahir Kaynak, basın fıkrada Yeni  Akit&#8217;ten Mustafa Özcan, basın röportajda Zaman&#8217;dan Salih Zengin, dergi  yayıncılığında Türk Edebiyatı Dergisi, elektronik yayıncılıkta Haber  Kültür, televizyon programında TRT&#8217;deki &#8216;Ömür Dediğin&#8217; ile Osman Gökmen,  sinemada &#8216;Bal&#8217; filmiyle Semih Kaptanoğlu, televizyon belgeselinde  TRT&#8217;deki &#8216;Ali Adnan&#8217; ile Cengiz Göktaş, halk kültüründe &#8221;Diaspora,  Kimlik ve Müzik&#8221; eseriyle İlhan Ersoy, şehir kitaplarında İstanbul 2010  Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, kamu yayıncılığında Mardin Valiliği,  özel yayıncılıkta Okur Kitaplığı.&#8221;</p>
<p>Türkiye Yazarlar Birliği&#8217;nin  üstün hizmet ödüllerinin ise Prof. Dr. Mübahat Kütükoğlu, Prof. Dr.  Şerif Mardin ile Nevzat Kaya&#8217;ya verileceği bildirildi.</p>
<p>Kaynak :  <a href="http://www.internethaber.com/osman-cana-yilin-fikir-adami-odulu-318361h.htm#ixzz1A4UkPXoZ">http://www.internethaber.com/osman-cana-yilin-fikir-adami-odulu-318361h.htm#ixzz1A4UkPXoZ</a><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2433.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-486" title="IF" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2433-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
</div>
</div>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/turkiye-yazarlar-birligi-2010-yili-fikir-adami-osman-can/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Osman Can`in Bugün Gazetesinin haberi ile ilgili Basin Aciklamasi</title>
		<link>http://www.osmancan.com/doc-dr-osman-canin-bugun-gazetesinin-haberi-ile-ilgili-basin-aciklamasi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/doc-dr-osman-canin-bugun-gazetesinin-haberi-ile-ilgili-basin-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 19:53:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Site Duyurulari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=502</guid>
		<description><![CDATA[BASINA VE KAMUOYUNA Osman Can, Başbakan Erdoğan&#8217;ın anayasa danışmanı olduğu iddialarına ilişkin açıklama yaptı. Basın Açıklaması Bugün Gazetesinin 28.12.2010 nüshasında yayınlanan ve bazı yayın organlarınca alıntılanan “Can, Başbakan’ın Anayasa Danışmanı” başlıklı haber gerçeği yansıtmamaktadır. Sayın Başbakan’ın Anayasa danışmanı olmadığım gibi, herhangi bir başka danışmanlık üstlenmem de söz konusu değildir. Bu çerçevede Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık ofisinde [...]


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/12/basin_aciklamasi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-505" title="basin_aciklamasi" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/12/basin_aciklamasi-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a><strong><span style="color: #ff0000;">BASINA VE KAMUOYUNA</span></strong></p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Osman Can, Başbakan Erdoğan&#8217;ın anayasa danışmanı olduğu iddialarına ilişkin açıklama yaptı.</strong></span></p>
<p><strong>Basın Açıklaması<br />
Bugün Gazetesinin 28.12.2010 nüshasında yayınlanan ve bazı yayın organlarınca alıntılanan “Can, Başbakan’ın Anayasa Danışmanı” başlıklı haber gerçeği yansıtmamaktadır.<br />
Sayın Başbakan’ın Anayasa danışmanı olmadığım gibi, herhangi bir başka danışmanlık üstlenmem de söz konusu değildir. Bu çerçevede Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık ofisinde veya dışında Sayın Başbakan’ın talimatı, önerisi veya yönlendirmesiyle yeni bir Anayasa taslağının hazırlanmasına ilişkin bir çalışmam da yoktur.<br />
Bu haberde yer alan olgular ve değerlendirmeler, uzunca süredir çeşitli gazete ve dergilerde yer alan Türkiye’nin yeni anayasasıyla ilgili olarak savunduğum temel ilke ve yaklaşımlarla da bağdaşmamaktadır. Uzun süreden beri Türkiye’de yeni bir Anayasa yapılmasıyla ilgili gereklilik olduğu konusunda bir konsensüs vardır. Bu Anayasanın çok geniş bir tabana dayanarak, ülkenin geldiği siyasi ve ekonomik yapıyı yansıtması, demokratik ve katılımcı yöntemlerle inşa edilmesi gerektiği inancını taşıyorum.<br />
Bu çerçevede hiçbir siyasi partinin topluma bir Anayasa metni dayatmaması,  geleceği hazırlayan bir Anayasanın ancak ve ancak tabandan gelen talep ve görüşler temelinde, evrensel değerleri de dikkate alarak oluşturulması gerektiğini savunuyorum.<br />
Bilgilerinize<br />
Saygılarımla<br />
Osman Can</strong></p>
<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/12/osmancan_basin_aciklamasi.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-514" title="osmancan_basin_aciklamasi" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/12/osmancan_basin_aciklamasi.gif" alt="" width="284" height="192" /></a><br />
</strong></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/doc-dr-osman-canin-bugun-gazetesinin-haberi-ile-ilgili-basin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köln`de Yapılan İmza Gününde Osman Can İzdihamı Yaşandı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Oct 2010 08:37:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[No related posts.


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="../wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2428.jpg" alt="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2428.jpg" width="480" height="360" /></p>

<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2411-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-2/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2413-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-3/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2415-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-4/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2418-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-5/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2419-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-6/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2421-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-7/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2422-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-8/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2423-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-9/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2424-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-10/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2425-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-11/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2426-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-12/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2427-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-13/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2428-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-14/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2429-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-15/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2430-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-16/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2431-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-17/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2432-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-18/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2433-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-19/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2434-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-20/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2435-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-21/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2446-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-22/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2447-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-23/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2448-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-24/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2449-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>
<a href='http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/if-25/' title='IF'><img width="150" height="150" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2450-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IF" title="IF" /></a>

<p><img src="../wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2428.jpg" alt="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/10/PC-IMG_2428.jpg" /></p>
<p><img src="file:///C:/Users/Schifaa/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-1.png" alt="" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/kolnde-yapilan-imza-gununde-osman-canizdihami-yasandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 22:14:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[Eski seçkinlerin, 12 Eylül referandumundaki başarısızlıklarının ardından demokratik görünerek aynı hedefe ulaşmak istemeleri doğaldır. Bunun için treni raydan çıkaracak tuzakların üretilmesi ve domino etkisinin durdurulması gerekecektir. Başörtüsü konusu bu tuzakların başında geliyor OSMAN CAN Doç. Dr. Demokrat Yargı Derneği Eş Bşk. ürkiye 100 yıllık bürokratik vesayet sistemini terk etmeye hazırlanıyor. Neredeyse toplumun yüzde 90’ını tarihin [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://91.93.103.35/yenihaber/2010/09/29/100929-123006-297936-C.jpg" alt="http://91.93.103.35/yenihaber/2010/09/29/100929-123006-297936-C.jpg" width="170" height="103" /><strong>Eski seçkinlerin, 12 Eylül referandumundaki  başarısızlıklarının ardından demokratik görünerek aynı hedefe ulaşmak  istemeleri doğaldır. Bunun için treni raydan çıkaracak tuzakların  üretilmesi ve domino etkisinin durdurulması gerekecektir. Başörtüsü  konusu bu tuzakların başında geliyor</strong></p>
<p><strong>OSMAN CAN </strong></p>
<p><strong>Doç. Dr. Demokrat Yargı Derneği Eş Bşk. </strong></p>
<p>ürkiye  100 yıllık bürokratik vesayet sistemini terk etmeye hazırlanıyor.  Neredeyse toplumun yüzde 90’ını tarihin çeşitli dönemlerinde düşman  bellemiş, ona mağduriyetler yaşatmış bir siyasal yapının üzerine kurulu  olduğu paradigma, temel tezleriyle birlikte yıkılıyor. Geleneksel</p>
<p>siyasal  aktörler (seçkinler) iktidarı yitiriyor, ancak devlet  demokratikleşiyor. Türkiye’de barışın tesisi yönünde tarihi adımlar  atılıyor. Tüm bu gelişmelerin dinamiği ise toplum oluyor.</p>
<p>12 Eylül  referandumunun ardından artık yeni bir döneme geçiş yaptık. Dünün  tartışmalarının, parametrelerinin ve alışageldiğimiz politik kabullerin  artık geçerliliğini bütünüyle kaybettiği yeni bir dönemden söz ediyoruz.  Demokratik siyasal aktörlerin ve toplumun sahip olmaya başladığı  özgüven karşısında bugünün tartışmaları da yarın geçerli olmayacak ve  Türkiye çok hızlı bir harmanlanma sürecine girecek gibi gözüküyor.  Kısacası 12 Eylül referandumunun sonucu politik alanda ve zihinlerde bir  domino etkisi yaratmaya başladı diyebiliriz.</p>
<p><strong>Başörtüsü yasak değil ki</strong></p>
<p>Kabul  etmek gerekiyor ki, eski seçkinler de zaman içinde rafineleşiyor ve  iktidarının devamını sağlayacak stratejiler geliştirebiliyorlar. Güçlü  oldukları dönemde ellerindeki iktidar silahıyla doğrudan doğruya  müdahalede bulunurken, toplumsal tepkiler karşısında zayıfladıkları  bugünlerde ise, sureti haktan görünerek demokratikleşmeyi sekteye  uğratma doğrultusunda sondajlar yapıyorlar. Eski seçkinlerin, 12 Eylül  referandumundaki başarısızlıklarının ardından demokratik görünerek aynı  hedefe ulaşmak istemeleri doğaldır. Bunun için treni raydan çıkaracak  tuzakların üretilmesi ve domino etkisinin durdurulması gerekecektir.</p>
<p>Başörtüsü konusu bu tuzakların başında geliyor.</p>
<p>Bir  kere başörtüsü yasak değil. 20 yıldan fazladır bizi anlamsızlığa mahkûm  eden ve yalnızca mağduriyetler üreten bu yasak geleneksel siyasal  seçkinlerin ürettiği fiili bir yasak. Bu yasak, eğitim hakkını herhangi  bir yasal temel olmaksızın engellediğinden esasen hem idari, hem de  cezai anlamda hukuksuz bir eylem. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi  kararlarıyla başörtüsü yasağı imalatı ise çok açık bir Anayasa  ihlalinden başka bir anlam taşımıyor. Anayasanın 13. Maddesine göre  temel haklar ancak meclisin çıkaracağı bir kanunla sınırlandırılabilir.  Kanunların açıkça yasaklamadığı veya sınırlandırmadığı bir eylem  tarzının yargı kararıyla yasaklanması, açık bir anayasa ihlalidir ve  meşru değildir.</p>
<p>Meşru olmayan bir yargısal tasarrufu, Anayasa veya  yasa değişikliğiyle aşma çabası, hem anlamsız, hem de imkânsızdır.  Çünkü yasaklamanın bizatihi kendisi zaten Anayasa ve yasalara rağmen  icra edilmektedir. O halde yapılması gereken, bu süreçteki icrai  kurumların tavır alması, ikinci olarak da karar organlarına ilişkin  yapısal reformların yürütülmesi olacaktır. Başörtüsü konusunda şu an  için atılacak tek adım, üniversite rektörlerinin öğrencilerin kılık ve  kıyafetlerine, somut güvenlik zafiyeti yaratmadığı sürece tam bir saygı  göstermesi, öğrencilerin başörtülü olup olmadıklarına bakılmaksızın  derslere alınmasını sağlamasıdır (Tabii sırf bu yasağı etkin kılmak  için, üniversite kampüslerinin etrafını Berlin duvarıyla örme, özel  güvenlik ve turnikeli geçiş utançları da ortadan kalkmış olacak). Bu  yasağı üretenlerin anlamlı olabilecek tek tavrı ise, sürece politik  destek vermekten başka bir şey olamaz.</p>
<p>Buna karşın başörtüsü  sorununu anayasal ve yasal tartışmaların merkezine yerleştirmek,  demokratikleşme yönünde ulaşılmış tarihi momenti (anı) ıskalama etkisi  yaratabilir. 2007’deki Anayasa girişiminin başörtüsü nedeniyle akamete  uğratılmasının ardından yaşananları hatırlamakta yarar var. Bürokratik  seçkinlerin siyasal uzantılarıyla birlikte yarattığı yıkımın etkileri  halen devam ediyor. Unutulmamalıdır ki, siyasetteki her bir irrasyonel  adım, sonraki rasyonel adımların atılmasını zorlaştırıcı etki yaratır.  Her bir tuzak, yeni bir politik durum ve algıya yol açar. Bu tuzaktan  çıkıldığında dahi, siyasi aktörlerin hareket marjları daralır. Çünkü  inandırıcılık örselenir. 2010 Türkiye’sinde dahi bu kadar büyük bir  enerji ve çabayla yalnızca sınırlı bir reform paketi hayata  geçirilebildiyse, nedenini başka yerde aramak gereksizdir.</p>
<p><strong>Eski siyasal seçkinlere dikkat!</strong></p>
<p>Demokratik  siyasi aktörlerin görmeleri gereken çok önemli bir gerçek ise, tüm bu  tuzaklardan, her şeye rağmen yine toplumsal dinamiklerin verdiği  destekle çıkabildikleridir. O halde demokratik siyasal aktörlerin,  Anayasal ve yasal reformlar ve temel siyasetin belirlenmesi konularında  artık, toplumsal dinamiklere bakmaları, siyasal yapıyı, demokratik  siyasetin gereklerine göre yeniden yapılandırmaları gerekiyor.  Demokratik siyasal aktörlerin görmeleri gereken, aslında hiç  unutmamaları gereken kilit nokta da burasıdır!</p>
<p>Başörtüsü sorununu  merkeze yerleştirmek, bu yeniden yapılanma enerjisini ve elde edilen  büyük demokratikleşme ivmesini, başörtüsünün biçimi, dizaynı, hizmet  alan-veren veya kamusal alan-özel alan benzeri tartışmalara feda eder.  Her şeyden önce iktidar partisinin çekirdek politikasının dışında yer  almakla birlikte demokratikleşmeye destek veren diğer kesitleri sürecin  dışına iter. Eski siyasal seçkinlerin istediği şekilde, demokratik  muhafazakâr siyaset bütün çağdaş dinamiklerinden soyutlandıktan sonra,  ona yönelik operasyonları kolaylaştırır. Belki başörtüsüyle birlikte  alevlenen tartışmaların yaratacağı psikolojik atmosferin, yeni  antidemokratik müdahalelere zemin hazırlaması dahi mümkün olabilir.  Uluslararası alanda yaşanacak güven örselenmesi ayrı bir başlık&#8230;</p>
<p><strong>Çözüm yeni anayasada </strong></p>
<p>Yeni  anayasaya ve demokratikleşmeye yönelik inancı çökertecek, bu kadar  yoğun toplumsal ilgi ve taleplere, bu kadar yoğun entelektüel çabalara  rağmen “yine olmadı” karamsarlığını egemen kılacak bu adımdan hızla  uzaklaşılması şarttır. Demokratik siyasi aktörlerin aşmaları gereken  ciddi sınavlardan biri, haklı hassasiyetlerin kendileri için bir  handikaba dönüşmesi ve küçük haklılıkların büyük bir haksızlığa yol  açması ihtimalidir.</p>
<p>Yeni Anayasa, çok temel toplumsal ve siyasal  sorunların çözümünün anahtarı olacağı gibi, yeni anayasa üzerine kurulu  demokratik paradigma içinde başörtüsü yasağı benzeri saçmalıklar zaten  yaşanmayacaktır.</p>
<p><strong>Bu tuzağa dikkat!</strong></p>
<p>Geleneksel  siyasal seçkinlerin 100 yıllık hegemonyanın artık bittiğinin farkına  varmaları gerekiyor. Bundan sonra atacakları ilk adım, temel sorunun  yalnızca sonuçları üzerinde makyaj çalışmalarıyla Türkiye’ye zaman  kaybettirmek değil, temel soruna eğilmeleri, artık demokratik bir  Türkiye’nin olmazsa olmazı olan önkoşulsuz, “ama”sız ve kırmızı çizgisiz  bir yeni Anayasa yapım sürecine katılmaları gerekir. Diğer bir değişle  süreci engelleyen değil, sürece katkı sağlayan bir dinamiğe dönüşmeleri  gerekir.</p>
<p>Türkiye’nin sorunları 100 yıllık siyasal yapılanmanın  ürettiği sorunlardır ve bunun çözüm imkânını, sistemin çağın demokratik  gereklerine uygun olarak yeniden yapılandırılması yaratabilir. Ne kısmi  Anayasa değişiklikleri, ne de başka bir şey!</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 22:12:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[Darbeci düzenin tarihin çöplüğüne gönderilmesi ihtimali bu kadar elle tutulur hale gelmişken, Türkiye’nin gündemini yeni bir anayasaya odaklamak yerine kısmi anayasa değişiklikleriyle zaman tüketilmesi, rasyonel bir adım olmayacaktır. Geçen haftaki yazımızda (29 Eylül 2010) yeni anayasanın yapılmasını engelleyebilecek oldukça rafine tuzakların varlığından söz etmiştik. 1960 darbesiyle birlikte yapılandırılmış bir Anayasal düzen, 50 yıldır varlığını devam [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!'>Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://91.93.103.35/yenihaber/2010/10/06/101006-010944-299775-B.jpg" alt="http://91.93.103.35/yenihaber/2010/10/06/101006-010944-299775-B.jpg" width="143" height="287" /></p>
<p><strong>Darbeci düzenin tarihin çöplüğüne gönderilmesi ihtimali bu  kadar elle tutulur hale gelmişken, Türkiye’nin gündemini yeni bir  anayasaya odaklamak yerine kısmi anayasa değişiklikleriyle zaman  tüketilmesi, rasyonel bir adım olmayacaktır.</strong></p>
<p>Geçen  haftaki yazımızda (29 Eylül 2010) yeni anayasanın yapılmasını  engelleyebilecek oldukça rafine tuzakların varlığından söz etmiştik.  1960 darbesiyle birlikte yapılandırılmış bir Anayasal düzen, 50 yıldır  varlığını devam ettirebiliyorsa, bunu, işlevsel varlık nedenini darbeci  zihniyete dayandıran kurumlar, darbe düzenini “norm” kabul edip, onun  normaline göre politika yürüten medya, ekonomik varlığını darbelere  borçlu olan toplumsal kesitler ile 27 Mayıs 1960 Darbesiyle birlikte  kendi tüzük ve politik programını devlet aygıtına egemen kılabilen  siyasi partilerin varlığından bağımsız değerlendirmek pek olası  değildir. Bu aktörlerin statükonun değişmemesi yönünde özel çabalar  içinde bulunması şaşırtıcı olmamalıdır.</p>
<p>Bu doğrultuda, çeşitli  çabalar ortaya çıkabilir. Eğer sayısal oran yetiyorsa zaten mevcut  Anayasanın temel esaslarına dokunulmasına izin verilmez. Bunun  yaratacağı negatif toplumsal yansımalar ise, darbeci düzende herhangi  bir yıpratıcı etkisi bulunmayan “maddi” nitelikli Anayasa  değişikliklerine onay verilmesi yoluyla giderilir. Birinci engel  aşılırsa, ikinci aşamada darbelerin ürettiği ve varlık nedenini darbeci  düzende ve onun ideolojisinde bulan kurumların müdahalesi sağlanır.</p>
<p>Toplumsal manipülasyon</p>
<p>Bu  aşama daha riskli bir aşamadır. Çünkü burada bir engelleme  sağlanabilirse, statükonun korunması yönünde zincirleme avantajlar  devreye girebilir. Anayasa Mahkemesi’nin saptadığı “Anayasaya aykırı  eylem” çerçevesinde parti kapatma ve siyasal tasfiye olanağı yaratılmış  olur.</p>
<p>Eğer Anayasa Mahkemesi değişikliklere onay verirse, bu  durumda en riskli aşamaya geçilmiş olur ve tüm kozlar toplum  manipülasyonu üzerinden oynanmaya çalışılır. Manipülatif çabalarla  kamuoyunun korku ve benzeri rasyonel olmayan etkilere teslim olması  sağlanarak, bunun yaratacağı psikolojik etkiyle sonraki adımların  atılabilmesi için zemin yaratılır ve Ankara’nın çeşitli yerlerinde, bazı  yüksek yargı aktörleriyle statükonun karanlık koruyucuları bir araya  gelip bazı partiler hakkında kapatma davasının zamanlamasını konuşur.  Toplumda kararlı bir demokratik irade ortaya çıktığında ise, siyasi  iradeler toplumsal desteği zayıflatacak stratejik hatalara yöneltilmeye  çalışılır.</p>
<p>Statükonun meşruiyet kaygısı</p>
<p>Bu şekilde,  toplumun söz konusu siyasi iradeye hangi haklı gerekçelerle onay verdiği  analiz edilerek, tam da bu haklılığı zayıflatıcı adımların atılması  sağlanır. Gerektiğinde siyasi iradenin en hassas olduğu konular  kaşınarak bu yapılmaya çalışılır. İşte başörtüsü yasağı konusunun  gündeme getirilmeye çalışılması, bu stratejilerden biriydi.</p>
<p>Türkiye’de  hiçbir yapısal reform, statükocu güçlerin onayıyla gerçekleşmemiştir.  Türkiye 1982 Darbe Anayasasının kabul edilişinden bu yana iki defa  yapısal reforma sahne olmuş, bir değişiklik ise yapısal reformları  mümkün kılmıştır. 1987 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle,  Anayasanın değiştirilmesi kolaylaştırılmıştı.</p>
<p>Bu değişiklikler  olmadan 2010 değişikliklerinin hayata geçmesi mümkün değildi. İkinci  önemli değişiklikle 2007 yılında Cumhurbaşkanının halk tarafından  seçilmesine imkân sağlanmıştı. Üçüncü değişiklik ise yargı sistemine  ilişkindi. Ancak tüm bu değişikliklerin ortak paydası, hiç birinde  statükocu güçlerin uzlaşıya yanaşmamış olmasıdır. Bunun dışındaki  Anayasa değişikliklerinin (başörtüsü hariç) tamamında statükocu güçlerin  onayı vardır. Bu şaşırtıcı değil, çünkü statükocu güçler dahi, ulusal  ve uluslararası alanda minimum meşruiyete ihtiyaç duyarlar. Darbeci de  olsa, sistemin minimum düzeyde temel hak maddeleri barındırması  sağlanmalıdır ki, toplumda ortaya çıkan tepkiler yatıştırılsın veya  gerektiğinde rejimle sorunu olan siyasi akımlara yönlendirilebilsin. Bu  bağlamda 27 Mayıs Darbecilerinin en zekice yatırımının, Anayasaya bolca  temel hak maddesi koymak, bu sayede akademik dünya ile sol siyasi  akımları 50 yıl boyunca kendi meşruiyetlerine inandırmak olduğunu  söylemek zorundayız. 1982 Anayasası döneminde yapılan değişikliklerle  sosyal haklar, kadın hakları, idam cezası gibi “maddi” anayasa normları  konusunda uzlaşmacılık maskeli adımların atılması ve topluma  özgürlükçülük ve demokrasi taraftarlığı mesajının verilmesi de aynı  stratejinin bir parçasıdır. Ancak tüm bu adımların bir “güven” duygusuna  dayandığını söylemeliyiz: Maddi anayasa normları, sistem normları  karşısında ikincil önemdedir. Yani hangi maddi anayasa normu  değiştirilirse değiştirilsin, kurumların kompozisyonu ve işleyişi  değişmediği sürece, bu maddi anayasa değişikliklerinin hayata geçmesi  mümkün değildir.</p>
<p>‘Biz bildiğimizi yaparız’</p>
<p>Gerçekten de  temel hak ve özgürlükler konusunda 10 yılda yapılan değişiklikler darbe  yargısı sistemine dokunulmaması nedeniyle hayata geçmedi. “Parlamento  yasayı değiştirse de biz bildiğimiz şekilde karar veririz” şeklindeki  yüksek yargı aktörlerinin beyanları bunun bir ifadesiydi. Hatta 12 Eylül  2010 referandumunun ardından yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının  “Anayasa değişse de biz bildiğimiz korumacılığı yapacağız” şeklindeki  açıklaması ortada.</p>
<p>Bu ifade, yüksek yargı aktörlerinin 2010  değişikliklerinin içeriği hakkında hiçbir fikre sahip olmadığını  gösterse de, statüko tamamen aynı durumda değil. Bu nedenle, kurumsal  desteğin zayıflamasına rağmen, bu defa daha ileri demokratik adımların  atılmasını engelleyerek toplumsal alandaki operasyonlarla kendini  yeniden üretmenin yolunu açabilir.</p>
<p>İşte burada ikinci stratejik  adım (tuzak) devreye girmektedir: Bu da, demokratik iradeleri ve  toplumsal dikkatleri yeni Anayasa yapımından alıkoymak suretiyle, kısmi  anayasa değişikliklerine odaklandırmaktır. Bu şekilde demokratik  iradelerin hem yapısal reformlarla ilgisi olmayan maddi anayasa  normlarıyla, dolayısıyla sınırlı makyaj düzenlemelerle yetinilmesi  sağlanmış olacak, hem de bu değişikliklere onay vererek, kendilerinin ne  kadar uzlaşmacı olduklarını topluma anlatma imkânı bulacaklardır.</p>
<p>Yeni anayasa fırsatını heba etmek</p>
<p>Yapısal  nitelikte olmayan düzenlemelere destek verilerek maliyeti olmayan bir  “uzlaşmacılık” payesi kotarıldıktan sonra, yapısal reformlar ve yeni  anayasa konusunda engel çıkarmanın psikolojik zemini de yaratılmış  olacaktır. Kısacası yeni Anayasa konusunda ortaya çıkmış olağanüstü  enerji anlamsız küçük revizyonların hayata geçmesi için tüketilecektir.</p>
<p>Türkiye  tarihinde hiç olmadığı kadar siyasallaşan bir toplumsal yapıya  kavuşmuşken, Türkiye’nin evrensel standartlarda demokratik bir ülke  olarak yeniden yapılandırılması ve darbeci düzenin tarihin çöplüğüne  gönderilmesi ihtimali bu kadar elle tutulur hale gelmişken, Türkiye’nin  gündemini yeni bir Anayasa’ya odaklamak yerine kısmi Anayasa  değişiklikleriyle zaman tüketilmesi, rasyonel bir adım olmayacaktır. Hem  siyaseti öldüren, hem de yeni anayasa yapımını imkânsız kılacak böyle  bir tuzağa düşmemek, tarihsel bir sorumluluğun gereği olacaktır.</p>
<p>kaynak:</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi-haber-299775.htm">http://www.stargazete.com/acikgorus/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi-haber-299775.htm</a></p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!'>Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/1985-yargi-reformu-franco-rejiminde-sonun-baslangici/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/1985-yargi-reformu-franco-rejiminde-sonun-baslangici/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı. General Francisco Paulino Hermenegildo Teodulo Franco y Bahamonde Salgado Pardo, biçiminde Latinlere mahsus uzunca bir isme sahip olsa da dünya onu &#8220;Franko&#8221; olarak biliyor. İspanya&#8217;ya giden turistlerimiz için Velazquez veya Gaudi kadar ilgi çekmiyor olabilir. Belki de bu nedenle savcı Baltasar Garzon, Türkiye kamuoyunu pek ilgilendirmiyor. İspanya&#8217;da yönetimi [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/demokrat-yargi-1-olagan-genel-kurulu-dikmen-hakimevinde-yapildi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Demokrat Yargı 1. Olağan Genel Kurulu, Dikmen Hakimevi&#8217;nde yapıldı.'>Demokrat Yargı 1. Olağan Genel Kurulu, Dikmen Hakimevi&#8217;nde yapıldı.</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/osman-can-ankarada-yargi-yok/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Osman Can: ANKARADA YARGI YOK'>Osman Can: ANKARADA YARGI YOK</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/95/im/HMBXLYEU5YLO7WQQPZGBFY3Ne.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<h1 id="headline">1985 Yargı Reformu</h1>
<div id="deck">Franco rejiminde sonun başlangıcı.</div>
<p>General Francisco Paulino Hermenegildo Teodulo Franco y  Bahamonde Salgado Pardo, biçiminde Latinlere mahsus uzunca bir isme  sahip olsa da dünya onu &#8220;Franko&#8221; olarak biliyor. İspanya&#8217;ya giden  turistlerimiz için Velazquez veya Gaudi kadar ilgi çekmiyor olabilir.  Belki de bu nedenle savcı Baltasar Garzon, Türkiye kamuoyunu pek  ilgilendirmiyor.</p>
<p>İspanya&#8217;da yönetimi zorla ele almış bir  general, onun dönemindeki insan hakları ihlâllerini soruşturmaya niyetli  bir savcı, bu savcı hakkında usul yasalarını ihlâl ettiği gerekçesiyle  suç duyurusunda bulunan bir siyasi gelenek&#8230; Şu işe bakın ki Türkiye&#8217;de  12 Eylül&#8217;de idrak edeceğimiz referandumun konusu da darbe, general ve  yargı ile ilgili.</p>
<p>O halde İspanya hakkındaki bilgileri-mizi  zenginleştirmenin sakıncası yok. Franco, 20. yüzyıl Avrupası&#8217;nda Hitler  ve Mussolini&#8217;den sonra gelen üçüncü faşist diktatör. İç savaş döneminde  (1936-39) ve sonrasında binlerce insanın ölümüne neden olmakla  suçlanıyor.</p>
<p>1939&#8242;dan 1975&#8242;te ölümüne kadar ülkeyi yöneten  Franco, diğer diktatörlüklerden farklı olarak zamanla yumuşayabilmiş,  ekonomik gelişmelere öncelik vermiş ve insan hakları konusunda bazı  iyileştirmelere de imza atmıştı. Ancak 30 yılı aşkın sürede ideolojik ve  kurumsal olarak yapılandırılmış ordu, bürokrasi, büyük burjuva, yargıda  sahip olduğu desteğin ve güven duygusunun bunda katkısı oldukça  yüksektir.</p>
<p>1977&#8242;de İspanya demokrasiye geçer, yargı ana yapısı  itibariyle işlemeye devam eder. Demokratik karar organlarının herhangi  bir etkisinin bulunmadığı Yargı Konseyi, geleneksel devletçi ve  ulusalcı, yani Frankocu yargı yapısının sürekliliğini sağlar.</p>
<p>Bir  yandan bu yapıların Franco dönemini olağanmış gibi gösteren hegemonik  dili, diğer yandan bu dili içselleştiren siyasal aktörlerin geçmişle  hesaplaşmanın gereksizliğine inanması, 30 yıl boyunca tüm bu dönem  icraatlarının &#8220;olmamış&#8221; işlemine tabi tutulmasına imkân verir; Avrupa  Birliği süreci başlayana kadar&#8230;</p>
<p>1985&#8242;te yargı sisteminde  radikal bir reform gerçekleştirilir. Reformun aktörü 1982&#8242;de iktidara  gelen Sosyalist Parti&#8217;dir. Yargı, Sosyalist Parti ile Başbakan Felipe  GonzÃ¡lez için ciddi bir sorundur. Çünkü yargıda Franco rejiminin  siyasal tercih-lerine yakın bir çoğunluk vardır. Yargı Konseyi seçimleri  de yaklaşmaktadır. Seçimlerde, adı geçen çoğunluğun kaza-nacağı  bellidir. Buna karşı atılacak tek demokratik adım, ancak çoğulculuğu  sağlayacak bir yargı içi temsil esasının benimsenmesi olabilir. Yargıdan  gelen &#8220;bağımsızlık&#8221;, &#8220;siyasallaşma&#8221; veya &#8220;iktidarın kontrolüne girme&#8221;  şeklinde eleştirilere rağmen, zaman kaybetmeksizin 1985&#8242;te İspanya  Yüksek Hâkimler Konseyi&#8217;nin (Consejo General del Poder Judicial) yapısı  radikal şekilde değiştirilir. Yargı bağımsızlığı Franco geleneklerini  devam ettirmenin gerekçesi olamaz, denir.</p>
<p>Yeni oluşturulan  sisteme göre, Konsey&#8217;in tüm üyeleri parlamentonun iki kanadı tarafından  nitelikli çoğunlukla seçiliyor. Atamayı Kral yapıyor. Yargıç dernekleri  ise meclis parti gruplarına aday gösterebiliyorlar. Bu değişikliğin  ardından sağlanan çoğulculuk Konsey&#8217;de tekçi bir düşüncenin mutlak  çoğunluğuna imkân vermemiş, yargının ideolojik gerekçelerle hareket  ettiği algısını önemli ölçüde değiştirmiştir.</p>
<p>Bu sistem devletin  genellikle en tutucu unsuru olan yargıyı ideolojik tutumlardan  kurtarmakta, ancak en ilerici unsuruna da dönüştürmemektedir. Teslim  edelim ki, temel siyasal dönüşümlerin aktörleri hiçbir zaman  &#8220;bürokratik&#8221; aktörler olmazlar. Bu çerçevede yargı&#8217;dan siyasetin önüne  geçecek bir devrimcilik beklemek haklı veya olağan bir beklenti  sayılmamalı.</p>
<p>Nitekim darbeci Franco rejiminin mirasıyla  hesaplaşmanın işaretleri siyasal alanda 2005 yılında görülürken,  yargının harekete geçme tarihi ise 2010&#8242;u göstermektedir. Bu da 2009  yılında sosyalist Zapatero Hükümeti&#8217;nin gösterdiği siyasi kararlılıktan  bütünüyle bağımsız değildir. Yargıda reform İspanya&#8217;da Garzon  örneğindeki gibi, savcıların insanlık suçları konusunda daha aktif tutum  almasına ve toplumsal vicdan ile adalet çağrılarına karşı duyarlılık  geliştirmelerine imkân sağlamış görünüyor. İdeolojik aygıt olmaktan  çıkarılmış yargı, Frankoculara karşı &#8220;yenebilirsiniz ama ikna  edemezsiniz&#8221; karşılığını veren demokrat isyana 75 yıl sonra da olsa  kulak asabiliyor; kendisine savaş açan bir siyasal geleneğe ve yargıdaki  tutuculuğa rağmen.</p>
<p>12 Eylül&#8217;de oylayacağımız Anayasa  değişikliklerinin 27 Mayıs 1960 ile kurumsallaşmış militarist yapı için  sonun başlangıcı olup olmayacağı, referandumun sonucuna ve Hükümet&#8217;in  yargıda demokratikleşmeyi yasal düzlemde Avrupa standartlarına getirme  kararlılığına; biraz da muhalefetin Batı&#8217;daki örneklere bakarak hangi  tarihsel rolü oynamak istediğine bağlı olacak. Bunu görmek için çok  zaman harcamayacağız.</p>
<p>(Doç. Can, Anayasa hukukçusu, Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong> </strong>)</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/demokrat-yargi-1-olagan-genel-kurulu-dikmen-hakimevinde-yapildi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Demokrat Yargı 1. Olağan Genel Kurulu, Dikmen Hakimevi&#8217;nde yapıldı.'>Demokrat Yargı 1. Olağan Genel Kurulu, Dikmen Hakimevi&#8217;nde yapıldı.</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/osman-can-ankarada-yargi-yok/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Osman Can: ANKARADA YARGI YOK'>Osman Can: ANKARADA YARGI YOK</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/1985-yargi-reformu-franco-rejiminde-sonun-baslangici/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HSYK&#8217;daki kriz, neyin krizi ?</title>
		<link>http://www.osmancan.com/hsykdaki-kriz-neyin-krizi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/hsykdaki-kriz-neyin-krizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Demokratik irade, idari nitelikteki bu kurula hiç yansımıyor. 19. yüzyılın ortalarına kadar Hindistan Genel Valisi, Doğu Hindistan Şirketi tarafından &#8220;seçilerek&#8221; belirle- nirmiş. Sonra kabinenin görüşü alınarak doğrudan doğruya İngiltere Krallığı tarafından atanmaya başlamış. Hindistan sömürge valileri kendilerini Hindistan&#8217;ın &#8220;seçilmiş&#8221; temsilcileri olarak görmüş olmalı, ancak Hindistan halkı için hakaret oluşturdukları kesin. Zira Hindistan&#8217;da yöneticiyi belirleyen bu [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yemin-krizi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yemin krizi'>Yemin krizi</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/savci-sacit-kayasu-hsyk-beni-canli-canli-gomdu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Savcı Sacit Kayasu: HSYK beni canlı canlı gömdü!'>Savcı Sacit Kayasu: HSYK beni canlı canlı gömdü!</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/96/im/R21X3DD980XGQDWFOVVMLFC1e.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<div>
<p><strong>Demokratik irade, idari nitelikteki bu kurula hiç yansımıyor.</strong></p>
<p>19. yüzyılın ortalarına kadar Hindistan Genel Valisi, Doğu Hindistan Şirketi tarafından &#8220;seçilerek&#8221; belirle-<br />
nirmiş.  Sonra kabinenin görüşü alınarak doğrudan doğruya İngiltere Krallığı  tarafından atanmaya başlamış. Hindistan sömürge valileri kendilerini  Hindistan&#8217;ın &#8220;seçilmiş&#8221; temsilcileri olarak görmüş olmalı, ancak  Hindistan halkı için hakaret oluşturdukları kesin. Zira Hindistan&#8217;da  yöneticiyi belirleyen bu seçim, Hinduların değil, İngiltere Krallığı&#8217;nın  &#8220;seçimi&#8221;ydi. &#8220;Seçilmişlik&#8221; böyle olunca, korunan tek çıkar haliyle  sömürgecilerin çıkarı olacaktı&#8230;</p>
<p>Bilindiği gibi Türkiye&#8217;de  HSYK&#8217;nın (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) Yargıtay ve Danıştay  kökenli üyeleri, kendilerini &#8220;seçilmiş üye&#8221; kabul eder. Hâkim ve  savcıların kaderini belirleyen HSYK geleneği 27 Mayıs darbesiyle ortaya  çıkar. Anlaşılır nedenlerle&#8230;</p>
<p>1924 Anayasası&#8217;yla doğrudan doğruya Adalet Bakanı&#8217;nın yetkili olduğu eski yargı sistemi, 1950 tarihine ka-<br />
dar  &#8220;pürüzsüz&#8221; ve olağanüstü &#8220;ahenkli&#8221; bir şekilde işlemişken, birdenbire  1950&#8242;de krizler çıkıyor, hükümet yargıyı siyasallaştırmaya başlamış  oluyor. Çünkü 1950&#8242;de iktidara gelen Demokrat Parti yargıya kendi  yandaşlarını almaya, yani yandaş yargı yaratmaya çalışıyor. İşte buna  karşı önlem olarak bu kurul oluşturuluyor. Böyle anlatırlar bize. Yani  yargının tam anlamıyla bir tek parti diktatörlüğünün İstiklal  Mahkemeleri ve benzeri uygulama araçlarına dönüştürüldüğü, yargının tek  görevinin &#8220;yürütmenin işini kolaylaştırmak&#8221; olduğunun dikte edildiği,  Mahmut Esat Bozkurt adlı bir Hitler ve Mussolini hayranı Adalet  Bakanı&#8217;nın tasarrufuna terk edilmişliği sorun oluşturmuyor, DP&#8217;nin  iktidara geldiği 1950 yılından itibaren yargı siyasallaşmış oluyor. 27  Mayıs 1960 darbesinin ardından Danıştay&#8217;ın yarısı, Yargıtay&#8217;ın altıda  biri, kürsü hâkim ve savcılarının önemli bir kısmı meslekten  uzaklaştırılır ve yargı bu şekilde, yani tek parti ideolojisi egemen  kılınmak suretiyle siyasallaşmaktan kurtarılmış oluyor. Yüksek hâkim ve  savcı kurulları bunun güvencesi olarak çalışıyor.</p>
<p>Hal böyle  olunca bizim siyasi geleneğimizde &#8220;siyasallaşma&#8221;nın ne anlama geldiği de  açığa kavuşuyor. Yargıda çoğulculuğu tehdit gören bu anlayış, Avrupa&#8217;da  aksi yöndeki tüm örnekleri görmezden geliyor. Ülkemin prof. unvanlı  hukukçuları bu 27 Mayısçı ezberi ne kadar gür bir sesle dile getirirse, o  kadar makbul olabileceğine inanıyor. Ne de olsa 50 yıldır &#8220;yargı  bağımsızlığı&#8221;, &#8220;siyasallaşma&#8221; veya &#8220;erkler ayrılığı&#8221; ilkelerinin temel  esprisinin ne olduğu konusunda tek bir Batılı kaynak kurcalamamış  geleneğin temsilcisidirler.</p>
<p>Mahmut Esat Bozkurt adına kimi  barolar ödül ihdas ediyor, bu ödülle HSYK&#8217;nın &#8220;seçilmiş&#8221; üyeleri  &#8220;onurlanmış&#8221; oluyor. Yassıada terörünü ve idamları &#8220;kan döküldü, ama iyi  oldu&#8221; sözleriyle yücelten yüksek yargıçlar &#8220;normal&#8221; karşılanıyor.</p>
<p>Hâkimler  ve Savcılar Yüksek Kurulu, kod adı &#8220;HSYK&#8221;, 1981 yılında General Kenan  Evren ve şürekâsı tarafından yapılandırıldı. Tabii 12 Eylül&#8217;ün hemen  ardından, darbecilere koşturup &#8220;emrinize amadeyiz&#8221; diyen bir kuruldan  söz ediyoruz. Darbecilerin &#8220;emir-tetik-namlu-ideolojik arındırma&#8221;  ameliyesinin merkezine yerleştirdiği bu kurul hemen işe koyuldu;  darbecilerin ağzından çıkan her türlü sözün kanun kabul edildiği  &#8220;anayasasız&#8221; dönemde, hani şu kaldırılması işe yaramaz denen geçici 15.  maddesinin koruduğu dönemde&#8230; 30 yıllık süredeki ideolojik tasfiye, bir  generale ve &#8220;iyi çocuk&#8221;larına dokunmaya çalışan bir savcının,  Genelkurmay Başkanı&#8217;nın &#8220;haddini bildirin&#8221; komutunun ardından hışımla  harekete geçen HSYK&#8217;nın &#8220;seçilmiş&#8221; üyelerince tanrılara kurban verilmesi  anına kadar ilgi uyandırmadı.</p>
<p>İtalya&#8217;yı ziyaret eden bir HSYK  heyeti büyük bir ciddiyetle Avrupa&#8217;dan daha ileri bir sisteme sahip  olduklarını anlatabiliyor. Bu Türkiye&#8217;deki &#8220;normal&#8221; ile ilgili bilinci  yansıtmaktadır. &#8220;Normal&#8221;i üreten ve 7 üyeden oluşan Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu&#8217;nda hâkim ve savcı yok. Halkın demokratik iradesi, idari  nitelikteki bu kurula hiçbir şekilde yansımıyor. Yine bunların hiçbiri  &#8220;hâkim&#8221; ve &#8220;savcı&#8221;lar tarafından seçilmiyor. Bir tek adalet bakanı  milletvekili seçiminde kullanılan oyla seçiliyor. Demokratik onaya  dayanmayan üyelerin kendilerine &#8220;seçilmiş&#8221; sıfatını yakıştırması,  maalesef Hindistan örneğini hatırlatıyor. Korudukları çıkarlar yalnızca  tek parti ideolojisi ekseninde yer alan sınıfsal çıkarlar oluyor. Buna  demokratik karar organları itiraz edince kriz çıkıyor, çünkü &#8220;norm&#8221;  çöküyor.</p>
<p>1925&#8242;lerin Almanya&#8217;sında demokratik karar organlarının  yargıyı demokratikleştirmek istemesiyle başlayan kriz &#8220;yargı  oligarşisi&#8221;nin zaferiyle sonuçlanmış, demokrasi boğulup gitmişti.  2010&#8242;un Türkiye&#8217;sindeki kriz darbe yargısının krizidir ve muhtemelen  demokrasinin inşasında anahtar rol üstlenecektir.</p>
<p>Doç. CAN,  Anayasa hukukçusu, Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, &#8220;Darbe Yargısının  Sonu, Karargâh Yargısından Halkın Yargısına&#8221; kitabının yazarı.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong></strong>)</p>
</div>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yemin-krizi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yemin krizi'>Yemin krizi</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/savci-sacit-kayasu-hsyk-beni-canli-canli-gomdu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Savcı Sacit Kayasu: HSYK beni canlı canlı gömdü!'>Savcı Sacit Kayasu: HSYK beni canlı canlı gömdü!</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/hsykdaki-kriz-neyin-krizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askeri yargı ve zehirlenen demokrasi</title>
		<link>http://www.osmancan.com/askeri-yargi-ve-zehirlenen-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/askeri-yargi-ve-zehirlenen-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:23:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[Askeri yargı ve zehirlenen demokrasi Neden üniversite, polis, belediye veya sanatçılar mahkemesi yok? Artık hepimizin ezberlediği Marx diktumuna göre tarih iki defa tekerrür eder; birincisi trajedi olabilir, ikincisi ise yalnızca bir fars, yani komedidir. 16. yüzyılda Almanya&#8217;da bazen konsistorium da denen üniversite mahkemeleri vardır. Herhangi bir suç, üniversite kampusünde işlendiğinde bu mahkemeler görevli sayılır. Hem [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/1985-yargi-reformu-franco-rejiminde-sonun-baslangici/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı'>1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/savcilar-demokrasi-icin-bulusuyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Savcılar `demokrasi` için buluşuyor'>Savcılar `demokrasi` için buluşuyor</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/97/im/ZQU25IEJKXI17T7EMEUQ2J5Ue.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<div>
<h1 id="headline">Askeri yargı ve zehirlenen demokrasi</h1>
<div id="deck">Neden üniversite, polis, belediye veya sanatçılar mahkemesi yok?</div>
<p>Artık hepimizin ezberlediği Marx diktumuna göre tarih  iki defa tekerrür eder; birincisi trajedi olabilir, ikincisi ise  yalnızca bir fars, yani komedidir.</p>
<p>16. yüzyılda Almanya&#8217;da bazen  konsistorium da denen üniversite mahkemeleri vardır. Herhangi bir suç,  üniversite kampusünde işlendiğinde bu mahkemeler görevli sayılır. Hem  ulusal egemenlik ilkesi ve erkler ayrılığı, hem de doğal yargıç  ilkesiyle bağdaşmayan bu mahkemelere Avrupa&#8217;da yalnız arşivlerde  rastlanır. Peki Türkiye&#8217;de durum ne?</p>
<p>1789 Fransız İnsan ve  Yurttaş Hakları Bildirisi&#8217;nde erkler ayrılığı ilkesi 16. maddede yer  bulurken, egemenliğin ulusa ait olduğu ve hiç kimsenin ve hiçbir  kuruluşun kaynağını açıkça ulustan almayan bir yetkiyi kullanamayacağı  da 3. maddede vurgulanıyor. Çünkü bu ilke, halka ait olan egemenliğin  halktan koparılmasının aracı değil, halkın özgürlük ve demokrasi  taleplerine daha iyi yanıt vermesinin aracıdır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de eski  siyasi gelenek temsilcileri, oluşumuna destek verdikleri ve halihazırda  değiştirilmemesi için cansiperane bir savaş yürüttükleri darbe  anayasalarında bu temel felsefe çarpıtılır. Örneğin demokratik  anayasalarda millete ait egemenliğin yasama, yürütme ve yargı eliyle  kullanılacağı öngörülürken, Türk darbe anayasalarında bu ifade  &#8220;Anayasanın öngördüğü organlar eliyle&#8221; biçimine dönüştürülür. Bu  organlardan biri ordu olduğuna göre (bazen YÖK, HSYK olabilir,  genellikle de MGK&#8217;dır bu), ve bunlar arasından bir sıralama da  yapılmadığına göre, ordunun arzuladığında harekete geçerek egemenlik  yetkisini kullanabilmesi anayasaya da uygun hale gelmiş olur.</p>
<p>Darbe  anayasaları, darbe hukuk sistemi ve tamamı darbeler döneminde inşa  edilmiş askeri yargı sistemi bütünüyle bu çarpıtmanın ürünü olarak  demokratik sürecin zehirlenmesine katkıda bulunmaktadır.<br />
Askeri  yargı Batı ülkelerinde disiplin mahkemelerinden öteye bir anlam ifade  etmezken, Türkiye&#8217;de adeta olağan veya paralel yargı olarak  kurumsallaşmış bulunmaktadır. Neredeyse küçük bir ülkedeki sivil  mahkemelerin toplamından daha fazla askeri mahkemelerimiz, askeri yargı  temyiz mercilerimiz var.<br />
Buna herhalde trajedi demek zorundayız ve bunu 50 yıldır süregelen darbe geleneğinden bağımsız düşünemeyiz.</p>
<p>1960  darbesinin ardından Askeri Yargıtay anayasal kurum olarak  tescilleniyor. Askeri Ceza Kanunu, adeta sivil ceza kanununa paralel  ikinci bir ceza yargılaması alanı yaratıyor. 1971 darbesiyle Askeri  Yüksek İdare Mahkemesi kuruluyor. 1980 darbesinin ardından gerek  işleyiş, gerek oluşumu itibariyle askeri yargısal perspektifin egemen  olduğu Devlet Güvenlik Mahkemeleri kuruluyor. 1982 Anayasası&#8217;nın 145.  maddesi, Askeri Ceza Kanunu&#8217;nun öngördüğünden daha fazla sivil alanın  askeri yargısal alana çevrilmesini sağlıyor. Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nda  2009 sonbaharında yapılan ve askeri yargının görev alanını daraltan  küçük bir değişiklik, CHP ve kimi yargısal ve akademik aktörün  olağanüstü çabasının ardından Anayasa Mahkemesi tarafından iptal  edilirken, iptalin gerekçesinin 1982 Anayasası&#8217;nda bulunduğunu unutmamak  gerekir. İptal başvurusunda bulunan aktörlerin gerekçelerinden birinin  doğal yargıç ilkesine aykırılık olması ise ayrı bir trajedi. 1982  Anayasası&#8217;nın icraatı burada bitmez. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek  İdare Mahkemesi üyelerinin Anayasa Mahkemesi&#8217;nde temsili sağlanır. Yani  1960 darbesiyle sağlanan &#8220;yargı militarizasyonu&#8221;, askeri yargının  inşasının ardından 1980 darbesiyle sivil yargıya da sirayet ettirilir.  Bu sistemin ulusal egemenlik veya erkler ayrılığı ilkesini esas aldığını  bugün itibariyle iddia etmek trajedi olmaktan çıkıyor, farstan öteye  bir anlam taşımıyor. Egemenliği parçalayan, bazen ülkede hegemonya  kurabilecek özerk militer egemenlik adacıkları yaratan bu anlayış,  feodalite dönemi egemenlik anlayışının 20. yüzyıl Türkiyesi&#8217;nde  hortlamasıdır.</p>
<p>Diğer yandan, CHP ve kimi yargı ve akademi  aktörünün Anayasa Mahkemesi&#8217;ne yaptıkları iptal başvurusunda  kullandıkları doğal yargıç ilkesi, bir suç işlediği iddia edilen  bireylerin, tüm yurttaşların yargılanması için oluşturulmuş olağan  mahkemelerde yargılanması gereğini ifade eder. Modern devletlerde bunun  bazı istisnaları olabilir, ancak bunun militarizm tapınmacılığıyla  sonuçlanmaması gerekir. Askeri yargının görev alanının sivil yargı  lehine daraltılmasını doğal yargıç ilkesine aykırı bulmak, herhalde  askeri yargının doğal yargı olduğu kabulünden hareket ediyor. Bu da 1980  darbesiyle yaratılan anlayışa uyuyor.</p>
<p>Neden üniversite, polis,  belediye veya sanatçılar mahkemesi yoktur sorusuna haklılık kazandıracak  bu anakronik tutum, artık yalnızca fars olmayı hak ediyor. Türkiye&#8217;yi  bu zehirden kurtarmanın ilk adımı, Anayasa değişiklik paketinde yer  alıyor. Bu şansı kaçırmak akla uygun durmuyor.</p>
<p>(Doç. Can,  Anayasa hukukçusu, Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, &#8220;Darbe Yargısının  Sonu, Karargâh Yargısından Halkın Yargısına&#8221; kitabının yazarı.)</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong> </strong>)</p>
</div>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/1985-yargi-reformu-franco-rejiminde-sonun-baslangici/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı'>1985 Yargı Reformu Franco rejiminde sonun başlangıcı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/savcilar-demokrasi-icin-bulusuyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Savcılar `demokrasi` için buluşuyor'>Savcılar `demokrasi` için buluşuyor</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/askeri-yargi-ve-zehirlenen-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye için konvansiyon zamanı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/turkiye-icin-konvansiyon-zamani/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/turkiye-icin-konvansiyon-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye için konvansiyon zamanı Tek yol, karşıt siyasal pozisyonları uzlaştıracak anayasa taslağı. Yeni anayasa istiyoruz. O halde darbe anayasasına dokunmayın! Türkiye&#8217;nin 50 yıldır içinden çıkamadığı kısır döngünün adı bu. Yeni anayasa tartışmasıyla birlikte, bazı siyasi partiler ve grupların yeni anayasa yapamayacağı baştan tescillenir, bazılarının samimiyetine inanılmaz. Buna rağmen yeni anayasanın tam bir uzlaşıyla yapılması gerektiği [...]


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/98/im/K349LDJWJV0XKI5EMPXGRLVYe.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<div>
<h1 id="headline">Türkiye için konvansiyon zamanı</h1>
<div id="deck">Tek yol, karşıt siyasal pozisyonları uzlaştıracak anayasa taslağı.</div>
<p>Yeni anayasa istiyoruz. O halde darbe anayasasına  dokunmayın! Türkiye&#8217;nin 50 yıldır içinden çıkamadığı kısır döngünün adı  bu.</p>
<p>Yeni anayasa tartışmasıyla birlikte, bazı siyasi partiler ve  grupların yeni anayasa yapamayacağı baştan tescillenir, bazılarının  samimiyetine inanılmaz. Buna rağmen yeni anayasanın tam bir uzlaşıyla  yapılması gerektiği buyurulur. Yine bazıları bu anayasada siyasal,  ekonomik, psikolojik ve fantastik tüm taleplere karşılık verilmesini  gerekli görür. Hiçbir şey yasalara bırakılmamalı ve anayasada güvence  altına alınmalıdır. Yani toplumsal yaşamımızın bir döneminin adeta  normatif resmi çekilmeli, bunun adı da anayasa olmalı. Böylece Batı&#8217;da  anayasayı ve anayasacılık kültürünü öldüren talepler, burada anayasanın  gereği olarak sunulmuş olur.</p>
<p>Bazıları, ne olduğuna bugüne kadar  yalnızca darbeci militarist odakların karar verdikleri &#8220;Cumhuriyet  değerlerinin&#8221; esas alınması gerektiğini söyler, ancak bunun için neden  yeni bir anayasa yapmamız gerektiği hiçbir şekilde anlaşılmaz.</p>
<p>Diğer  bazıları ise yeni anayasanın kurucu unsurlarını devlet kurumları,  meslek odaları ve sendikalar olarak sıralar. Uzlaşının siyasete ait bir  kavram olduğu görülmez. Yeni bir anayasa ile yaratılacak olan kurumları  yeni anayasanın mimarı olarak gören bu anlayış da herhalde şapka  çıkarmaktan öte bir övgüyü hak ediyor. Bu eksende siyasetin sicili pek  iyi sayılmaz. Akademi dünyasınıysa konuşmaya gerek yok sanırım.  Üniversitelerin mevcut 1961 ve 1982 anayasalarının üretilmesi ve  bunların bilimsel meşruiyetinin sağlanması biçimindeki onurlu ödevleri  üstlendiklerini de hatırladığımızda, yaptıklarının tutarlı olduğunu  kabul etmemiz gerekecektir. Bu da Türkiye tarzı akademi olsa gerek.  Biraz daha ciddiyet, deme hakkımız var sanırım. AKP önümüzdeki süreçte  yeni anayasa yapma konusunda kararlı olduğunu gerek sivil toplum  kuruluşlarına, gerek kamuoyuna doğrudan doğruya deklare etmiş oldu.  Bugüne kadarki anayasa performansı, yeni anayasa konusundaki en etkin ve  itici gücü olmaya devam edeceğini de göstermektedir. CHP&#8217;nin de yeni  anayasa ihtiyacını teslim ettiği görülüyor. BDP çok farklı bir noktadan  bu söylem birliği içinde. Referandumdan çıkacak sonuç bu söylemleri  geçersiz kılmayacak.</p>
<p>Referandum süreci, siyasi aktörlerin  anayasal sorunları doğrudan halka aktarma, halkla paylaşma yolunu  seçmesi, yeni bir anayasa için olumlu bir etki yarattı. Siyasete  yabancılaşmayı azalttı. Halkın anayasa değişiklikleri konusunda siyasal  pozisyonunu çok önceden netleştirdiğine şahit oluyoruz. Siyasetin  toplumsallaşması, yeni siyasal referansların inşa edilişine işaret eder.</p>
<p>Her bir anayasal düzen, bu düzeni ayakta tutacak güçlerin  ürettiği referanslar ortak değer kabul edildiği sürece varlığını devam  ettirebilir. Demokratik ülkelerde referansların toplumsal ortalama  tarafından üretildiği, bu ortalamanın toplumun genelinde yaygın olduğu  kabul edilir. Bu nedenle demokratik ülkelerde referansların meşruiyeti  toplumun yalnız seçkin bir kesitine veya silahlı güce dayanması ile  ilişkili değildir.</p>
<p>Kurucu Meclis, yani Konvansiyon; cari  anayasal düzenin dayandığı referansların geçerliliğini kaybettiği ve  bunun yerine toplumsallığın ürettiği yeni referanslar temelinde bir  anayasaya ihtiyaç hissedilen tarihsel anların, etkin kavramı ve  girişimidir. Her bir yeni anayasa talebi, hangi sıklıkta dile  getirilirse getirilsin, mevcut anayasal düzenin meşruiyetini esaslı  ölçüde yitirmediği durumda etkin değildir. En iyi ihtimalle geleceğin  hazırlanması yönünde atılmış fikri bir adımdan öte anlam ifade etmez.</p>
<p>Bir  kere ülkede üretim ilişkilerinde ciddi dönüşümlerin yaşanması gerekir.  Bu üretim ilişkileriyle birlikte üst, orta ve alt sınıflar bakımından  geleneksel ilişkilerin ciddi bir dönüşüme uğraması, bir savrulmanın  gerçekleşmesi gerekir. Toplumda geleneksel iktidarlar tarafından kontrol  edilemez bir çeşitlilik ve farklılığın doğması gerekir. Ekonomik  ilişkilerdeki köklü değişikliklerin toplumun siyasal, sosyal, etik ve  psikolojik kodlarında köklü değişikliklere yol açması gerekir. Bu  gelişmeler, arkaik ve tepeden belirleyici eski siyasal geleneğin  ürettiği referansların sorgulanmasını, ardından değiştirilmesini  dayatır. Türkiye&#8217;de yaşanan budur.</p>
<p>Yeni referansların ortaya  çıkması yeni anayasanın hem habercisi, hem de uyarıcısıdır. Bu  konvansiyon anıdır ve partilerden bağımsız bir zorunluluktur.</p>
<p>Bütünüyle  politize olmuş, kendi siyasal talepleri konusunda kafası oldukça net  olan birden çok karşıt siyasal pozisyonun üzerinden uzlaşabileceği bir  yeni anayasa taslağı, tek çıkar yol gibi gözükmektedir. Temel ilkelerin  belirlenmesinin ardından, devlet erklerinin denge ve kontrol kuralına  göre çalışmasını garanti edecek bir çoğulculuk ekseninde  yapılandırılmasıyla sınırlı, çerçeve bir anayasa dışında bu  karşıtlıkları bir çatı altında birleştirme olanağı yoktur.</p>
<p>(Doç. Can, Anayasa hukukçusu, Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, &#8220;Darbe Yargısının Sonu&#8221; kitabının yazarı.)</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong> </strong>)</p>
</div>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/turkiye-icin-konvansiyon-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni anayasa ve halkın ruhu</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=436</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye aslında neden gecikmiş bir Almanya&#8217;dır? &#8220;Kim? Hangi? Ya da nasıl örgütlenmiş? Bir otorite, anayasayı yapma iktidarına sahip olabilir? sorusu, hangi otorite halkın ruhunu yaratacaktır? sorusuyla aynıdır&#8221; der Hegel. Adeta Hegel&#8217;in çizdiği yol haritası olan Prusya, egemenliğin kraldan alındığı, ancak halka bırakılmayıp bürokrasiye teslim edildiği bir yapılanmanın adıdır. Hatta bir Fransız siyasetçi &#8220;bazı ülkeler vardır [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!'>Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/101/im/0UA7K4IJZPEAXAGMGW3JGXPMe.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<div>
<p><strong>Türkiye aslında neden gecikmiş bir Almanya&#8217;dır?</strong></p>
<p>&#8220;Kim? Hangi? Ya da nasıl örgütlenmiş? Bir otorite,  anayasayı yapma iktidarına sahip olabilir? sorusu, hangi otorite halkın  ruhunu yaratacaktır? sorusuyla aynıdır&#8221; der Hegel. Adeta Hegel&#8217;in  çizdiği yol haritası olan Prusya, egemenliğin kraldan alındığı, ancak  halka bırakılmayıp bürokrasiye teslim edildiği bir yapılanmanın adıdır.  Hatta bir Fransız siyasetçi &#8220;bazı ülkeler vardır orduya sahiptir, ancak  Prusya bir ordudur, ülkeye sahiptir&#8221; diye şikâyet-aşağılama karışımı,  bize de tanıdık gelen bir ifade kullanır.</p>
<p>Hegel&#8217;in devleti, bir  toplumda üretilmiş ve üretilebilecek en yüce ve en kutsal değerdir.  Dolayısıyla 1789 ve 1848 devrimlerine tepki olarak üretilmiş 1871  Almanya Anayasası&#8217;nın, dünya dolusu düşmana karşı silah altında bir halk  yaratma nihai amacına sahip kıldığı devlet, şaşırtıcı olmamalı. Bu  bağlamda Hegelci kültürde halkın ruhunun ancak &#8220;bürokrasi&#8221; tarafından  yaratılabileceği ve yine onda tecelli edeceği kendiliğinden  anlaşılabilir.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong></strong>)</p>
</div>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yolunda-tuzak-basortusu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!'>Yeni anayasa yolunda tuzak: Başörtüsü!</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Kurucu İrade: Toplum</title>
		<link>http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:18:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa değişikliklerine ilişkin referandum sürecinde hayır kampanyasını yürütenler arasında bir siyasal kesit darbe Anayasası&#8217;na dokundurtmama yeminiyle hareket ederken, önemli bir siyasal kesit de değişikliklerin yeni anayasa şansını ortadan kaldıracağı endişesiyle yanlış bir stratejik tercihte bulunarak hayır dedi. Bunun yanında boykot tercihini öne çıkaran siyasal kesitlerin neredeyse bir bütün olarak yeni anayasa istedikleri de bir vakıa. [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna'>1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?'>Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/102/im/X6W68QBW7TK3W1WXO6MPFGe.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<p>Anayasa değişikliklerine ilişkin referandum sürecinde  hayır kampanyasını yürütenler arasında bir siyasal kesit darbe  Anayasası&#8217;na dokundurtmama yeminiyle hareket ederken, önemli bir siyasal  kesit de değişikliklerin yeni anayasa şansını ortadan kaldıracağı  endişesiyle yanlış bir stratejik tercihte bulunarak hayır dedi. Bunun  yanında boykot tercihini öne çıkaran siyasal kesitlerin neredeyse bir  bütün olarak yeni anayasa istedikleri de bir vakıa.</p>
<p>12 Eylül  referandumunun en önemli sonuçlarından biri yeni anayasa talebinin çok  daha güçlü ve kararlı bir şekilde, parlamento içi ve dışı siyasal  aktörlerle sivil toplum tarafından dile getirilmesi oldu. Şu an  itibariyle yeni anayasa talebinin toplumda yüzde 80 oranına ulaştığını  söyleyebiliriz.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong></strong>)</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/' rel='bookmark' title='Permanent Link: 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna'>1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?'>Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?</title>
		<link>http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[1945&#8242;te öztürkçeleştirildiğinde veya 1952&#8242;de eski hale getirilirken de 1924 Anayasası yeni bir anayasa olmadı. Ama bu Anayasa, 1876 Anayasası&#8217;na göre farklıydı. Sistematiği ve devletin şekilsel örgütlenişi bakımından yeni bir şeyler söylüyordu. Ancak güç ilişkileri bakımından öncekinden çok temel farklılıklar içerdiği söylenemezdi. Çünkü her iki anayasada da halk kurucu değildi. 27 Mayıs darbesinin bir ürünü olan [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweek.com.tr/resimler/103/im/FXBMINPR4JITMXVSGEWJGN01e.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<p>1945&#8242;te öztürkçeleştirildiğinde veya 1952&#8242;de eski hale  getirilirken de 1924 Anayasası yeni bir anayasa olmadı. Ama bu Anayasa,  1876 Anayasası&#8217;na göre farklıydı. Sistematiği ve devletin şekilsel  örgütlenişi bakımından yeni bir şeyler söylüyordu. Ancak güç ilişkileri  bakımından öncekinden çok temel farklılıklar içerdiği söylenemezdi.  Çünkü her iki anayasada da halk kurucu değildi. 27 Mayıs darbesinin bir  ürünü olan 1961 Anayasası&#8217;nda yeni olan neydi? Rasyonelleştirilmiş  demokrasi mi? Hayır.</p>
<p>Demokratiklik ve özgürlükçülük iddiası,  Anayasa hukuku ders kitaplarındaki 50 yıllık ezber ve öğrencilerin sınıf  geçmek için sınav kağıtlarına aktarmak zorunda oldukları bir  tuhaflıktır. Kabul edelim ki, 27 Mayıs darbesini yapan iradeyi anayasal  düzeyde güvence altına alması nedeniyle 1924 Anayasası&#8217;ndan bir noktada  farklılaşmaktaydı. Öyle ya, 1924 Anayasası ile reel güç ilişkilerinin  örtüştüğünden söz etmek mümkün değildi. Çünkü tek parti diktatörlüğü,  Anayasa&#8217;dan bağımsız olarak siyasal işleyişi kendi tercih ve  önceliklerine göre biçimlendirebiliyordu. Anayasa kuralları değil, tek  parti diktatörlüğünün kendi gündemi politik yaşamı belirliyordu. Ancak  1950 seçimiyle birlikte egemenliğin kullanımına toplum temsilcileri de  katılmaya başlayınca, buna müdahalede bulunmak gerekiyordu. İşte 1961  Anayasası bu müdahalenin hukuksal statüsüdür. Darbeyi yapanlar, yeni  iktidar ortaklarını denetim altında tutmak ve toplum temsilcilerini  gerektiğinde militarist bir ideolojiden türetilen gerekçelerle devre  dışı bırakabilecek enstrümanları Anayasa&#8217;ya yerleştirmek bakımından fark  yaratabilmişlerdi. 1982 darbe Anayasası bakımından ise militarizmin  sistematize edilmesinde, özgürlükleri sınırlamada, parlamentarizmi  etkisizleştirmede, ideolojik yargıyı inşa etmede yalnız bir derece  farkı, belki de ton farkından söz edilebilirdi.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong> </strong>)</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-ve-halkin-ruhu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa ve halkın ruhu'>Yeni anayasa ve halkın ruhu</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-anayasa-yerine-anayasa-degisikligine-yonlendirme-tuzagi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı'>Yeni anayasa yerine anayasa değişikliğine yönlendirme tuzağı</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1924, 1961 ve 1982 anayasalarında halkı aramak boşuna</title>
		<link>http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 23:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa değişikliklerine ilişkin referandum sürecinde hayır kampanyasını yürütenler arasında bir siyasal kesit darbe Anayasası&#8217;na dokundurtmama yeminiyle hareket ederken, önemli bir siyasal kesit de değişikliklerin yeni anayasa şansını ortadan kaldıracağı endişesiyle yanlış bir stratejik tercihte bulunarak hayır dedi. Bunun yanında boykot tercihini öne çıkaran siyasal kesitlerin neredeyse bir bütün olarak yeni anayasa istedikleri de bir vakıa. [...]


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?'>Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.newsweekturkiye.com/resimler/102/im/X6W68QBW7TK3W1WXO6MPFGe.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /></div>
<p>Anayasa değişikliklerine ilişkin referandum sürecinde  hayır kampanyasını yürütenler arasında bir siyasal kesit darbe  Anayasası&#8217;na dokundurtmama yeminiyle hareket ederken, önemli bir siyasal  kesit de değişikliklerin yeni anayasa şansını ortadan kaldıracağı  endişesiyle yanlış bir stratejik tercihte bulunarak hayır dedi. Bunun  yanında boykot tercihini öne çıkaran siyasal kesitlerin neredeyse bir  bütün olarak yeni anayasa istedikleri de bir vakıa.</p>
<p>12 Eylül  referandumunun en önemli sonuçlarından biri yeni anayasa talebinin çok  daha güçlü ve kararlı bir şekilde, parlamento içi ve dışı siyasal  aktörlerle sivil toplum tarafından dile getirilmesi oldu. Şu an  itibariyle yeni anayasa talebinin toplumda yüzde 80 oranına ulaştığını  söyleyebiliriz.</p>
<p>(<strong>Newsweek Türkiye&#8217;den alintidir.</strong><strong>Yazının tamamı Newsweek Türkiye&#8217;de,</strong><strong></strong>)</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/yeni-kurucu-irade-toplum/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yeni Kurucu İrade: Toplum'>Yeni Kurucu İrade: Toplum</a></li><li><a href='http://www.osmancan.com/bir-anayasayi-yeni-kilan-sey-nedir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?'>Bir anayasayı &#8220;yeni&#8221; kılan şey nedir?</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/1924-1961-ve-1982-anayasalarinda-halki-aramak-bosuna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Basina ve Kamuoyuna Bilgilendirme</title>
		<link>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-bilgilendirme/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-bilgilendirme/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 13:13:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Duyurulari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=422</guid>
		<description><![CDATA[Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can, aldığı tehditler sebebiyle bazı konferanslarını iptal etti. Can, Manisa&#8217;nın Akhisar ilçesi ve Balıkesir&#8217;de vereceği konferanslara, can güvenliği olmadığı ve ailesinin tehdit edildiği gerekçesiyle katılmama kararı aldı. Can, son günlerde katıldığı panellerde saldırıya uğruyordu. CİHAN Benzer Konular:Basina ve Kamuoyuna Duyuru


Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-duyuru/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Basina ve Kamuoyuna Duyuru'>Basina ve Kamuoyuna Duyuru</a></li></ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/09/3449887d-0512-47bd-88a9-27eaa341b8e7_flash-haber_big_big.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-425" title="3449887d-0512-47bd-88a9-27eaa341b8e7_flash-haber_big_big" src="http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/09/3449887d-0512-47bd-88a9-27eaa341b8e7_flash-haber_big_big.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a><strong>Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can,  aldığı tehditler sebebiyle bazı konferanslarını iptal etti. Can,  Manisa&#8217;nın Akhisar ilçesi ve Balıkesir&#8217;de vereceği konferanslara, can güvenliği olmadığı ve ailesinin tehdit edildiği gerekçesiyle katılmama kararı aldı. Can, son günlerde katıldığı panellerde saldırıya uğruyordu.</strong></p>
<p>CİHAN</p>


<p>Benzer Konular:<ol><li><a href='http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-duyuru/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Basina ve Kamuoyuna Duyuru'>Basina ve Kamuoyuna Duyuru</a></li></ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/basina-ve-kamuoyuna-bilgilendirme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Can Referandum Oyunu Açıkladı</title>
		<link>http://www.osmancan.com/osman-can-referandum-oyunu-acikladi/</link>
		<comments>http://www.osmancan.com/osman-can-referandum-oyunu-acikladi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 20:44:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osman Can Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmancan.com/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[Belçika Avrupa Türk Demokratlar Birliği UETD tarafından “Niçin Evet” konulu bir konferans düzenlendi. Brüksel’de İstanbul Center’de düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can katıldı. “BU DURUM TÜRKİYE’YE YAKIŞMIYOR” Doç.Dr. Osman Can Anayasa değişikliğini, yetersiz olmasına karşın daha geniş bir sivil Anayasa için bir başlangıç olarak gördüklerini ve desteklediklerini ifade etti. Brüksel [...]


No related posts.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a onclick="return vz.expand(this)" href="../wp-content/uploads/2010/09/osman-can-referandum-oyunu-acikladi-2219342_o.jpg"><img class="alignleft" title="osman-can-referandum-oyunu-acikladi-2219342_o" src="../wp-content/uploads/2010/09/osman-can-referandum-oyunu-acikladi-2219342_o.jpg" alt="" width="250" height="202" /></a><a title="Belçika Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/belcika/"><span style="color: #030087;">Belçika</span></a> Avrupa Türk Demokratlar  Birliği UETD tarafından “Niçin Evet” konulu bir konferans düzenlendi. Brüksel’de  <a title="İstanbul Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/istanbul/"><span style="color: #030087;">İstanbul</span></a> Center’de düzenlenen  konferansa konuşmacı olarak <a title="Anayasa Mahkemesi Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/anayasa-mahkemesi/"><span style="color: #030087;">Anayasa Mahkemesi</span></a> Raportörü Doç. Dr. Osman Can katıldı.</p>
<p>“BU DURUM TÜRKİYE’YE YAKIŞMIYOR”</p>
<p>Doç.Dr. Osman Can Anayasa değişikliğini, yetersiz olmasına karşın daha  geniş bir sivil Anayasa için bir başlangıç olarak gördüklerini ve  desteklediklerini ifade etti.</p>
<p>Brüksel <a title="İstanbul Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/istanbul/"><span style="color: #030087;">İstanbul</span></a> Center´de yaptığı  konuşmasında &#8220;<a title="Anayasa Değişikliği Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/anayasa-degisikligi/"><span style="color: #030087;">Anayasa Değişikliği</span></a> Paketi ve Referandum&#8221; hakkında görüşlerini dile getiren Osman Can “Anayasa  değişikliğiyle Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla ordudan atılanlara da yargı  yolu açılacak. Yüksek yargı, kendi içinde kendi kendilerini yetkilendiren ve  yükselten bir sisteme sahip. O yüzden belli bir ideoloji muhafazasını bugüne  kadar sürdürebilmişlerdir. Problem buradan kaynaklanıyor. Anayasa´da yapılacak  değişikliklerle <a title="Anayasa Mahkemesi Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/anayasa-mahkemesi/"><span style="color: #030087;">Anayasa Mahkemesi</span></a> ´´ideolojik bir kurum´´ olmaktan çıkacaktır. Bugün için uygulamada olan yargı  sistemi 1960 darbesinden bu yana belirlenmiş, 12 Eylül darbecilerince bir yıl  sonra üretilmiş kurumlardır. Bu kurumlar bir tek kültür üretmiştir, darbecilere  biat etme kültürüdür. Bu durum Türkiye´ye yakışmıyor” dedi.</p>
<p>Konferansa  basın mensupları, bazı dernek başkanları ve davetliler katıldı.</p>
<p>Ender  Duruel &#8211; <a title="Belçika Haberleri" onclick="javascript: pageTracker._trackEvent('HABERDETAY', 'Clicks', 'Haber_Metni_Terim_Linkleri');" href="/belcika/"><span style="color: #030087;">Belçika</span></a> / DHA <span style="color: #808080;">(Doğan Haber Ajansı)</span></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmancan.com/osman-can-referandum-oyunu-acikladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

